Osmanlı İmparatorluğu Neden Yıkıldı?

Dostlar; Uzun süredir kendi tarihimize karşı açtığım bir savaşta, bazı önemli bulgular elde ettim. Tabi ki; savaştan kastım, karşılıklı bilgi savaşıdır. Ben ondan bilgiler almaya, analiz edip, kanıt elde etmeye çalışırken, sürekli önüme farklı nesneler, objeler çıkıyor. Tarih, bana karşı muazzam bir strateji ile direniyor. Ve bu savaş içerisinde cephede ki ölümü değil, perde arkasında ki, masanın başında  uygulanan politikaları, siyaseti konuşacağız. Başlıkta da belirttiğim üzere; kendi tarihimiz, yani Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış süreci nasıl gerçekleşmiş, onu konuşacağız.

Osmanlı Devleti..
Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye..

Dile kolay 622 yıllık bir saltanatlık süresince, 3 kıta üzerine yayılmış ve bu topraklarda adaletle hüküm sürmüş bir imparatorluk. Osman Bey'in Söğüt ve Domaniç'te bağımsızlığını ilan ederek kurduğu bu devlet; Haçlılara aman dileten Sultan Murad'ları, Peygamber övgüsüne mazhar olmuş Fatih'leri, Yusuf Peygamber'in topraklarına hüküm sürmüş Yavuz'ları, Mohaç'ta Kurban Bayramı sevinciyle kafiri ezip geçen Kanuni'leri, çürük ipliğe elma dizenlerin üstesinden gelen Abdülhamid'leri tahtında bulundurmuştur. Ama şuanda, başlığımıza göre hareket edersek, bizi ilgilendirecek şahsiyet Sultan Abdülhamid Han'dır. Ve tabi ki de onu tahtından eden; Musul'u konuşacağız.

 Abdülhamid Han, devleti büyük bir cihan harbine hazırlarken, bir gözü daima İngilizlerin üzerindeydi. Almanya - Fransa - Amerika - İngiltere Berlin Konferansında Osmanlı Devleti'ni kendi aralarında paylaşmışlardı. Konferans sonrası İngiltere, Musul'u işgal etme yönünde karar almıştı. Bu karar Abdülhamid'i kızdırsa da, İngilizlerin asıl niyetinin petrol olduğunu anlamıştı. Çıkarttığı bir kararnâme ile Musul - Kerkük - Erbil petrol imtiyazlarını kendi üzerine almıştı. Herhangi bir yabacı güç tarafından bu topraklar ele geçirilse bile, topraklarda bulunan petrol tröstlerine dokunulamayacaktı. Petrolü ele geçirmek içinse; sultanın imtiyaza ait belgeleri geçersiz kılması veya sultanın tahtan indirilmesi gerekti.

 I. Dünya Savaşı'nın başlangıcını hepimiz; Avusturya Arşidükü Ferdinand'ın bir suikast sonucu öldürülmesi ile başladığını biliyoruz. Bu savaşın başlaması için sadece bir sebeptir. Peki I. Dünya Harbi'ni başlatanlar, başlatılmasına olanak sağlayanlar neyin peşindeydi? Amaçları neydi? Geliniz bu savaşı başlatanların geçmişine kısa süreli bir dönüş yapalım. Bir cihan imparatorluğunun yıkılışını resmi tarihte kayıtlı bilgiler ile yazıp konuyu kapatacağımı sanmayın. Bu yüzden cephelerde ki başarıları değil, masa başında hangi zaferler kazanıldı onu anlatacağım.Ne dersiniz?
" Onlar bize geldiklerinde yiyeceğimizi, sıcak yuvamızı ve dostluğumuzu paylaştık. Ailemizle mutlu, huzurlu bir geçim sağlıyorduk. Topraklarımızdan bereket fışkırıyor, uçsuz bucaksız ovaların manzarası, hayatımıza renk katıyordu. Ama şimdi sadece ben kaldım. Topraklarımızı yağmaladılar. Kadınlarımıza ve çocuklarımıza tecavüz edip öldürdüler. Komşu kabilelerimiz de dahil herkesi kılıçtan geçirdiler. Biz de direndik. Savaştık. Ama onların ateşli silahları karşısında hiç duramadık. Kabile reisimizin kafasını kesip krallarına götürdüler. Ben ise saklanıyorum. Ya onlar gibi olacağım ya da öleceğim. Ve ben ölümü tercih ediyorum."

Batı Nevada'lı bir Kızılderili Hatıratı

 Osmanlı Devleti'nin 16. Yüzyılda bir süper güce dönüşmesi ve denizlerdeki hakimiyeti nedeniyle, Avrupa'lılar yeni ticaret yolları aramaya başlamışlardı. Kristof Kolomb önderliğinde Amerika Kıtasına Avrupa'lılar tarafından ayak basılmıştı. Bu toprakların zenginliğinden ve yaşanılabilir bir yerleşim yeri olduğundan haberdar olan Avrupa'lılar bu yeni kıtaya akın etmeye başladılar. Tarih sahnesine kirli bir soykırım ve vahşi katliamlar ile Amerika Birleşik Devletleri çıkmıştı. Vatanseverler adı altında bağımsızlığını ilan eden bu büyük örgüt, ülkeyi kurmak için yerli halkı yerleşimlerinden kovmuşlardı. Tabi bu örgütü oluşturan üyelerin büyük çoğunluğu ingilizdi ve yine bu topraklarda kendi soydaşlarına kılıç çekerek koloni birliklerine karşı isyan başlatmışlardı. Tuhaf ama maalesef gerçek. Zenginlik ve güç için birbirlerini yiyen bu vahşiler, barış ve kahramanlık hikayeleri ile doldurdukları tarihçelerine, ne yazık ki yaptıkları soykırımları ve katliamları yazacak yer bırakmamışlardı!

 Amerika'nın keşfinden sonra, coğrafi keşiflerin hız kazanması, Hindistan'ın batı kıyılarının ortaya çıkmasına vesile olmuştur. İngilizler; ticaret gemileri ile demir attığı bu koylarda, ipek ve pamuğun zenginliğini görünce ağızlarında ki salyaları akıtmaya başlamışlardı. Halk üzerinde baskıcı bir politikaya imza atarak ülke yönetimine karşı kışkırtmayı başaran İngilizler, gözleriyle iç savaşı izlerken, elleri arkada ipek ve pamuğu gemilerine yüklüyordu. Nitekim o dönemlerde Londra'nın gayri safi dış geliri %400 artış göstermişti.
Fakat soykırımın bununlada kalmadığını belirtmekte fayda var. ABD Afrika koylarına demir attığında, burada ki zenginliğin dünyada ki diger bütün zenginliğe kafa tutacak derecede olduğunu görmüştü. O zenginlik ise, ileride insan kaçakçılığının başlayacağı üzre; elmastı. Afrika'lı masumları ilk başta türlü vaatler ile gemilere bindirip, Amerika'ya götürdüler. Zaman geçtikçe, bu vaatler yerini tehditlere bıraktı. Ve en sonunda yeni bir soykırıma imza atıldı. Yüzlerce gemiler Afrika'ya demir atıyor, insanları zorla evlerinden alıyor ve yanlarında bir kaç ton elmas ile yeniden Amerika'ya yelken açıyorlardı.

 Bu anlattıklarımız; Osmanlı Devlet'i ile yakından ilişkili olaylardı. Hindistan'ın ipek ve kumaşını, Afrika'nın nüfusunu ve elmas madenlerini sömüren devletler, doymadıkları zenginlikten iyice sapıtmış bir halde gözlerini 19. Yüzyılın en değerli kaynağı olan petrole dikmişlerdi. Osmanlı Devleti'nin dünya üzerinde ki petrol rafinelerinin büyük çoğunluğuna sahip olması, sömürgeciler tarafından bir hedef haline dönüşmüştü. Dönemin padişahı Sultan Abdülhamid Han'a, İngilizler tarafından %15'lik bir payın Osmanlı'ya kalması şartıyla, Musul'u istediklerini belirtmişlerdir. Sultanın bu talep karşısında ilk yapacağı iş, petrol imtiyazlarını kendi üzerine almak olmuştur. İngilizlerin bu ilk stratejisi sonuçsuz kalınca, tek çarenin Sultanı devirmek olduğunu anlamışlardır. Mısır sorunu bunun başını çekmektedir. Bir yandan Ruslar ile sıcak denizlere inme davası yüzünden harp eden, diger yandan Almanların petrolü ele geçirme girişimleri ile uğraşan, diger yandan ingilizlerin türlü kışkırtmalarına dayanan Sultan Abdülhamid Han, 1909 yılında, elinden her şeyi alınmış, Hânenin sarayında bir darbe ile tahtına alıkoyulmuştur. Resmi kayıtlarda Osmanlı Devleti'nin yıkılışı 1922 olarak gözüksede, resmen yıkılışı 27 Nisan olayı ile gerçekleşmiştir. (27 Nisan 1909)
Sultan'dan sonra İttihak ve Terakki Cemiyeti'nin üyeleri ile yönetilen ülke, yanlış politikalar, yanlış stratejiler ile Balkan Savaşlarında yenilgiye uğramışlardır. Benim şahsi görüşüm olarak İttihak ve Terakki Cemiyeti, İngiliz Sömürgeler Bakanlığı ve dahası British Petroleum(BP) ile birlikte hareket eden bir cemiyetti. Çünkü Sultan'ı tahtan indiren, bu cemiyetin Selanik koluydu. Sultan'ın tahtan indirilmesi Cemiyetin yaptıgı bir darbe olsa da, arka planda yine İngilizler vardı. İngilizler Sultan'a teklifte bulunmuşlar ve petrolden pay koparırlarsa, Osmanlı Hanedanı'nı rahat bırakacaklardı. Hatta belki de şuanda bile günümüze kadar, Osmanlı hükümü devam edecekti. Sultan bu anlaşmanın petrol topraklarının sömürgeleştirilmesinden başka bir şey olmayacağını söyleyerek anlaşmayı reddetmiştir. İngilizler ise bir şeyi kafalarına koymuşlarsa elbette yapacaklardır. Devlet'in içerisinde her bir kuruma kadar sızmışlar, halk ile devlet arasında ki bağı koparmak için propagandalar yapmışlar ve en önemlisi de Musul- Kerkük- Erbil petrollerini güvende tutmak için, arapları Osmanlı'ya karşı kışkırtmışlardır.

Bir sonuca varacak olursak; Devlet-i Aliyye'nin yıkılmasında ki en önemli etken, Musul Petrolleri için yapılan bir siyaset savaşıdır. Haklı ve haksız taraf arasında olan bu savaşı haksız taraf ezici bir güçle elde etmiştir. Haklı olan taraf ise, yenilgisinden dolayı daha fazla dayanamayıp tarih sahnesinden çekilmiştir. Musul'un Mustafa Kemal Paşa içinde ne kadar önemli olduğunu vurgulamakta fayda var. Nitekim yeni hükümetin resmen kabulü ile, İngilizler bir sorun yaşamamak için, 1925 Ankara anlaşması ile Mustafa Kemal Paşa'nın ellerini sıkıca bağlamışlardır. Şuanda, günümüzde ülkemizde ki benzinin litresi 6TL'ye dayanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde günlük çıkartılan petrol varilinin sayısı; 125.000'dir. Musul'un günlük çıkardığı varil ise 1.385.000'dir. Musul'un ne kadar önemli olduğunu ve koca bir cihan imparatorluğunu tarih sahnesinden silecek kadar petrolü içerisinde bulundurduğunu artık öğrenmiş olduk..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder