Reina Presburg'un Hatıraları #3

  Derin bir nefes al küçük kız... Sakin olmalıyım.. Nişancılık yetimi artık kaybettiğime inanıyordum. Belki de bende oluşan geçici bir korkudur. Hadi küçük kız.. Tekrar derin bir nefes al.. Ellerinin titremesine mani ol.. 3...2...1... Ateş!... Kahretsin!


'' Reina! Vur şunu! ''
'' Ellerim titriyor Çavuşum.. ''
'' Lanet olsun. Subay tehlikede! ''

 Tüfeğimi büyük bir kinle fırlattım. Bıkmış bir halde Yeter artık! diyerek bağırdım. İnsan öldürmekten, başkalarının hayatlarını yok etmekten bıkmıştım! Şimdiye kadar kaç insan öldürdüm? Yüz elli ? Yüz atmış da olabilir? Saymadım ama artık bıktım.. Bu nişancılık oyununda kendimi daha fazla yormak istemiyordum. Ailemin yanına kız kardeşimin yanına dönmek istiyordum. Gözlerimin önünden bir film perdesi gibi geçen hayatımın dalgınlığına kapılmıştım. O an saklandığımız taş yığıntılarının arasından kulağımı sıyırıp geçen merminin vız sesiyle irkildim. Büyük bir şaşkınlıkla, hemen solumda art arda mermi kovanını boşaltan Çavuşumla bir anlığına göz göze geldim



'' Reina! Yardım et çabuk! ''
'' Hayır... Yapamam.. Korkuyorum.. ''
'' Reina! ''

  Belki de son kez adımı tekrarlamıştı.. Belki de son bakışıydı.. Belki de son kez bana bağırmıştı.. Adımı telefuz etmesiyle boyununa kurşun saplanması bir oldu. Merminin hızı o kadar şiddetliydi ki, hani bilirsiniz vücuda saplanınca çıkan sesi. Aynı onun gibiydi ama ben merminin nasıl saplanışını görmüştüm. Sonrasında, yüzüme sıcak bir su gibi serpilen kan oluk oluk üzerime akıyordu. Hissedemiyordum.. Çavuşumun boynuna saplanan kurşundan başka bir şeyi hissedemiyordum.. Sanki o kurşun bana saplanmış gibiydi.. Büyük bir korkuyla hemen boynumu tuttum. Bir şeyim var mı yok mu diye kendimi kontrol ettim. Hala kendimi kontrol edemiyordum. Kafama anında dolan bin bir türlü şeyler yüzüne kontrolümü kaybetmiştim. Bu düşünceler kulağımda çınlayan mermi seslerine karışmıştı. En sonunda gücümü toplayıp iyi bir silkelendim. Çavuşum yerlerde can havliyle sürünürken kendime gelebildim..



'' Taylor! Taylor! Aman Tanrım! Taylor! ''
'' Re... Rein... Reina... ''
'' Çavuşum.. Çavuşum sakın gitme... ''
'' Ya.. Yard.. Yardım et... ''
'' Dur iç cebimde bez olacaktı. Dur sakın ölme.. Sakın gitme.. ''
'' Seni... Reina... Seni... Seni... Sevi... Seviyorum... ''
'' Taylor! Aman Tanrım! Lanet olası Alman pislikleri! Kahretsin! ''

  Hayır, hayır.. Rüya görüyor olmalıydım. Çavuşumun ölümü bu kadar basit olamazdı. Hayır! Lanet olsun! Bu şekilde ölemezsin Taylor! Seninle yaşadığımız o kadar anıdan sonra bu şekilde benden gidemezsin.. Bir şeyler ters gitmişti. O benim yüzümden... Benim yüzümden öldü, evet.. Kahrolası korkum yüzüne, o öldü.. Ne yapmalıyım? Düşün korkak kız.. Alman askerlerinin ayak sesleri yaklaşıyor.. Düşün! Kaçmalıyım... Evet. Başka yolu yoktu. Buradan hemen tabanları yağlamak zorundayım. Yoksa Alman pisliklerinin içerisinde çok kötü şeylere maruz kalabilirim. Ve kaçtım... Çavuşumu... Ona karşı sevgi beslediğim adamın cansız bedenini oracıkta bırakıp kaçtım...

'' 2 ay sonra '' 

  Merhaba Anne. Uzun zamandır sana mektup yazmıyordum. Daha doğrusu yazamıyordum. Sana açıklamam gereken bazı şeyler var. Fransız askerlerimiz Lyon'dan çekildi. Topraklarımızın neredeyse tamamını işgal eden Almanlar'a karşı artık son direnişlerimizi gerçekleştiriyoruz. Eğer bana bir şey olursa, sizleri her zaman sevdiğimi bilmenizi istiyorum. Burada, Fransız askerlerimizle kalıp savaşacağım. Her ne pahasına olursa olsun bu son cephelerimizi savunacağız. Eğer bizi geçerlerse, sıra sizin yaşadığınız bölgelere gelecek. Şimdi buradan kaçarak yanınıza gelmem bir şeyi değiştirmez. Çünkü savaş oraya da gelecek. Bunu biliyorum. Ama içimden bir his, bu cepheleri kaybetmeyeceğimizi ve düşmanı hazin bir kayıpla geri püskürteceğimizi söylüyor. Umarım yanılmıyorumdur. 

 Bu arada en yakın silah arkadaşım Bill Taylor'u kaybettim. Onu bir çatışmanın içerisindeyken boynundan vurularak dibime düştüğünü gördüm. Korkunç bir şeydi. Aylarca birlikte görevlere çıkmıştık. Beraber yaşıyorduk. Yediğimiz, içtiğimiz aynıydı. Ama artık o yok. Sizden sonra en çok özlediğim kişi O. Eğer bu son saldırıları dirençle karşılayıp Almanları geri püskürtürsek, yanınıza ziyarete geleceğim. Sizleri çok seviyorum. Kız kardeşim Helen'i benim yerime öp Anne. Kendinize iyi bakın.

 '' Çavuş Reina Presburg ''

  Mektubu zarfa koyup postacıya verdim. Mektupta da yazdığım gibi şuanda saldırıya geçecek olan Alman kuvvetlerinin hedefinde ki Lyon sınır cephesindeydim. Çok amansız saldırılar ile askerlerimizi resmen katleden Almanlar, bu işi daha da uzamadan bitirme gayretindeler. Biz ise ana vatanımız olan bu toprakları korumak için mücadele ediyoruz. Biz onlara bir şey yapmamıştık. Toprak ve hükmetme hırsına kapılan bazı mensuplar yüzünden bizim topraklarımızı nedensizce işgal etmeye başlamışlardı. Sonucunda hızla gelişen Almanlara karşı elimizde tüfeklerle karşılık vermiştik. Askerlerimizden çok sivil halkımız katledilmişti.Bazen keşif gezisi yaptığımda, bataklık yerlerin dibine çökmüş insan cesetleri ile karşılaşıyordum. Bazen, dağlık alanlardan geçerken ağaçlıkların içerisine tecavüz edilip öldürülerek atılmış kadın cesetleri görüyordum. Bazen de, yerleşim yerlerinin girişinde boynundan asılmış insan cesetleri görüyordum.. Böylesine ürkütücü bir manzaranın içerisinde yaşıyorum. Bu savaş gerçekten insanlık tarihinin en kanlı çarpışmasıydı. Onbaşı Henri geçenlerde varilin yanında otururken yanıma gelip bir subaydan aldığı bilgiyi söylemişti. Savaş çıktığından bu yana dünya genelinde toplam 29 milyon insan öldürülmüş. Bu rakamlar cidden çok yüksekti ve çok iç açıcı bir durumdu. 

  Şimdilik pek bir şey yapmıyorum. Orduda ki Generallerimizin cepheleri savunma adına üzerinde yoğunlaştıkları planlardan dolayı bu sıralar emir almıyordum. Şuanda içerisine ıslak odunlar atılmış varilin yanında meşe ağacından yaptığım oturakta oturuyorum. Tüfeğimi temizlerken yanıma Henri yaklaştı.

'' Çavuş Reina. ''
'' Evet Henri, ne istiyorsun? ''
'' Karargahta çok sıkıcı bir hava var. Biraz yanına gelmek istedim. Bir sakıncası yoktur umarım? ''
'' Yok, hayır. ''
'' Şey. Seninle bir keşif gezisi yapsak diyordum. ''
'' Nereye? ''
'' Nereye olacağını söylemeden önce bunun aramızda bir sır olarak kalacağının garantisini almalıyım Çavuş. ''
'' Benimle oyun mu oynuyorsun Onbaşı! Aptallaşma. Söyle. ''
'' Bir istihbarat aldım. Hitler, Bordeux'a gelecek. Orada bir yeşil bölgemiz var. Yani yer altı sığınağı. Alman kuvvetleri orayı hiç bir şekilde bilmiyor. Geçen hafta askerlerimiz tarafından orası terk edildi.''
'' Neler diyorsun sen Henri? ''
'' Bana güveniyorsan, benimle gel Çavuşum. ''
'' Orada ne yapacağız. Aylak aylak sığınakta mı kalacağız? Bir yere gitmiyorum. ''
'' Çavuşum. Hitler'i öldürmek için elimize bir fırsat geçebilir. Hem senin istediğinde bu değil mi? ''
'' Evet ama.. ''
'' Lütfen çavuşum. Siz bir keskin nişancısınız. Burada öylece oturup cephe hattının gerisinden Alman askeri vurarak katkı sağlayamazsınız. Bunları savaşmaya teşvik eden subayları öldürmek sizin işiniz.''
'' İlk defa mantıklı bir şey söyledin Henri. Aferin. ''
'' Gelecek misiniz? ''
'' Hava kararınca yola çıkarız. ''
'' Peki Çavuşum. ''
'' Hey. Kakaolu kahve almayı da unutma. Vazgeçilmez içeceğim çünkü. ''
'' Hahaha. Tamam Çavuşum! ''

 Aslında Henri beni ikna etmemişti. 2 ay aradan sonra tekrardan işime dönmek istiyordum. Akşam karanlığını bekleyip, karargahta gizlice yola koyulduk. Henri sıradan bir piyadeydi. Ama çok iyi tüfek kullanıyordu. İki hafta önce öldürülen Nişancı Teğmen Abremovid'in tüfeğini almıştı. Harika bir atış mekanizması vardı. Krakov-94! Neyse ki kendi tüfeğime alıştığım için başka tüfeklere göz dikme gibi bir lüksüm yoktu. Atları dinlendirmeden Bordeux'un sınırına kadar ilerledik. Yolda zaman zaman sohbet ederek vakit geçirdik. Çok neşeli bir insandı Henri. Ama hiç bir şekilde Çavuş Taylor'un yerini dolduramazdı. O benim aslında canımdan bir parçaydı. İlk tanıştığımız günden itibaren ona karşı beslediğim duygular zaman geçtikçe artmıştı. Onu kaybetme korkumu, hayatımın her anında yanımda olduğu için unutmuştum. Savaş bittikten sonra onunla evlenmek istiyordum. Onunla mutlu bir yuva kurmak ve Drawtown Kasabası'nda bir çiftliğe yerleşip ömür boyu orada yaşamak istiyordum. Ama olmadı... O artık Tanrı'nın huzuruna gitti. Giderken benim kurduğum hayalleri de peşinden götürdü. Şimdi burada, bu ıssız mecralarda, bir Fransız Piyadesi ile göreve gidiyorum. Taylor kadar samimi olmadığım, çoğu şeyini bilmediğim bir askerle. Şimdiden ona güvenim sıfırdı. Başıma gelecek en büyük felaket belki de kendisi olabilirdi...

  Bordeux'a vardığımızda bir kasaba ile karşılaştık. Gün ağarmıştı ve sokaklardan geçerken çeşitli insan yüzleri pencerelerden kendisini gösteriyordu. Üniformalarımızı gören bazı insanlar bizlere el sallıyordu. Meydana gelince durduk. Henri, su testisini doldurmak için evlerden birisinin kapısını çaldı ve içeriye girdi. Ben de atılan bomba yüzünden harabe olmuş bir evin etrafa saçtığı tahta çıkıntılarından birine oturdum. Bir kaç dakika sonra yanıma benim yaşlarımda birisi geldi. 

'' Merhaba.''
'' Merhaba. ''
'' Ben Lucy. ''
'' Ben de Reina. Şey. Çavuş Reina. ''
'' Buraya niçin geldiniz? ''
'' Bir görevimiz var. Onu tamamlamak için buradayız. ''
'' Sen? Sen nişancı mısın? ''
'' Bir buçuk yıldır. ''
'' Çok güzel. Bana da öğretir misin? ''
'' Ah. Sanırım öğretemem. ''
'' Neden? ''
'' Sizler bu ülkenin geleceğisiniz. Benim bulunduğum hayatta senin gibi güzel bir kızın da bulunmasını istemem. Savaş bittiğinde bu ülke için büyük hizmetler yapacaksın. O yüzden nişancılığı hiç düşünmemelisin. ''
'' Ülke diye bir şey kaldı mı ? Etrafına bir baksana.. Benim annemi, babamı, kardeşlerimi katlettiler.. Tek başıma şu gördüğün harabe evde kalıyorum. O kana susamış yaratıkların gelip bana işkence yaparak öldürecekleri günü beklemek istemiyorum. Ben de senin gibi, sizler gibi onları öldürmek istiyorum. Ailemin intikamını almak istiyorum. ''
'' Seni  anlıyorum Lucy. Ama.. ''
'' Lütfen! Beni yanınızda götürün. Ne isterseniz yaparım. Yalvarıyorum beni de götürün.. ''

  Kızcağızın gözleri bir anda dolmaya başlamıştı. Doğruluk ile yanlışlık arasında bir karar vermem gerekiyordu. Onun intikam hırsıyla kavrulmuş bir yüreği vardı. Ben böyle insanları iyi tanırdım. Çok saldırgan ve çok zeki davranırlardı. Ama bir yandan genç ve güzel bir kızdı. Hayatını bu yolda feda etmesini ben hiç istemezdim. Nasıl bir karar vermeliydim? Onu yanımda götürürsem görev her halükarda tehlikeye düşebilirdi. Eğitimsiz ve acemi bir insandı. Götürmezsem, her an düşman tarafından öldürülecek konumdaydı...

'' Pekala Lucy. Şuanda seni gittiğimiz yere götüremem. Ama görevimizi tamamladıktan sonra seni almaya geleceğiz. Bu şekilde kabul edersen, benimle gelirsin? ''
'' Neden şimdi götürmüyorsun? ''
'' Bir görevimiz var dedim. Bir yerde istihbaratımız aracılığıyla subaylara pusu kuracağız. Orada bulunmanı istemem. Üstelik eğitimsiz ve acemisin. Hem görevi hem de hayatlarımızı riske atabilirsin. ''
'' Pekala. Sizi burada bekleyeceğim. Ama bana söz vermeni istiyorum. ''
'' Sana söz veriyorum Lucy. İşim bittiğinde buraya gelip seni alacağım. ''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder