Uzay Yolcuları


Çok uzaklarda, ufkumuzun ardında, bizden kat ve kat büyük, bizden üstün ve tehlikelerin olmadığı bir gezegende yaşadığınızı hayal edin. Gürültü kirliliği olmayan, tabiatının eşsiz güzelliğini dört bir yanına saran bir gezegen. Falanca gök bilimciler, çeşitli hayvanlara, çeşitli ağaçlara, çiçeklere ve farklı mevsimlere ev sahipliği yapan bu gezegeni size tanıttıklarında, içinizde tutamadığınız meraklı çocuk birden uyanıyor. Etrafında onlarca gezegen ona kardeşlik yapıyormuş. Kendine özgü bir güneş sistemi olduğunu da söylüyorlar..

 Şimdi oraya gidiyoruz. Yeni dünyamıza, yeni yıldız sistemimize..
Siz; insanoğlunun ana medeniyeti olan dünyamıza veda etmeye hazırlanıyorsunuz. Çocuklarınız, arkadaşlarınız, akrabalarınız.. Hepsi, sizin için son kez batmakta olan güneşin kızıllığı altında mekiğe bindiğinizi görüyorlar.
Kumanda? Hazır!
İletişim? Hazır!
Navigasyon? Hazır!
Görev kontrol? Hazır!
Mürettebat?    ...
Mürettebat? Hazır!
Ateşle!


Son kez evinizin gitmemeniz için sizi kendisine çekişini izliyorsunuz. Yer kürenin çekim gücü sizi,  ''Gitmeyin! Burası sizin yuvanız'' der gibi inanılmaz bir şekilde sizi kendisine çekiyor. Stratosferden geçerken bulutlar önünüzü kapatıyor. ''Bana son kez bakın'' der gibi..
Evden çıkıyorsunuz. Hızınızı arttırdınız. Artık kendinizi boşluğa, sonsuzluğa ve oluşumundan beridir karanlığa mesken tutmuş uzaya bırakıyorsunuz. Çok sessiz değil mi? Cıvıltılı kuş sesleri yok. Yağmur sonrası toprağın kokusu yok. Ama düşünürken, hissediyorsunuz. O sesleri, o kokuyu..
Henüz daha yeni ayrıldığınız evinize karşı büyük bir özlem duymaya başladınız bile. Belki geri dönmek isteyebilirsiniz? Önünüzde geçireceğiniz koskoca yıllar var. Ayrıca gideceğiniz yeni gezegende ne ile karşılaşacağınız hakkında bir bilginiz yok.

''şşş..'' Oda ne ? Bir ses duyuyorsunuz. Çok uzaklardan tıngırtı halinde gelen çok garip bir ses. Sanki bir yerde bir şeyler patlıyor. Yıldırımlar düşüyor gibi.. Duyduğunuz o seslerin sahibi, son kez bakmak isteyeceğiniz yıldız sisteminizin baş tacı olan güneş.. Evinizin hemen yanı başında duran gri tonlu küçük bir gezegenin yanından geçiyorsunuz. Hızınız ışık hızının 4/2'si kadar. Çıplak gözle gözlemlemek için çok kısa bir zamanınız oluyor. İnsanlığın yıllar önce buraya yaptığı keşifler gözlerinizin önüne geliyor. Çeşitli yerlerinde oluşturduğu dev kraterleri ile sizi büyüleyen bu küçük gezenin adı, Ay.. Ayın karanlık yüzünde neler olup bittiği hakkında bir bilginiz olmasa da, içinizde ki o meraklı çocuk bir kez daha uyanıyor..


 Hızlanıyorsunuz. Gerekli sistemsel ayarları yapıyorsunuz. Mürettebat arkadaşlarınız ile son kez konuşup, durumu raporluyorsunuz. Artık uyku kapsüllerinize girme zamanı. Önünüzde geçireceğiniz çok uzun bir zaman var. Uyandığınızda gözlerinizi yeni dünyanızda açacaksınız. Her şey hazır.. Uyku kapsülleri tamam. Mürettebat artık sonsuz ufkun karanlık gölgesinde derin bir uykuya dalıyor..
 Bir anda bütün tehlikelerin üzerinize geldiği zamanda, size düşman kesilen uzay ile hiç bir şekilde anlaşma yapamayacağınızı bilmelisiniz. Akıl almaz sırlara, entrikalara ev sahipliği yapan bu sonsuz ufkun ortasında bir yerlerdesiniz. Bir sorunla karşılaştığınızda hemen çözüm üretmeniz gerekiyor. O sorunu çözdüğünüzde başka bir sorunla karşılaşırsınız. Sonra bir tane daha.. Eve dönene kadar, hedefinize ulaşana kadar bu sorunların üstesinden gelemezseniz, hayatınıza mal olacağını bilmelisiniz.

 O da ne! Dev bir gezegen! Ateşler içinde yanan buzdan bir gezegen. Bu nasıl olabilir? Hem yanıyor hem de dış tabakası buz tutmuş halde. İzafiyet teorisinden ötede akıl almaz bir olaya şahitlik ediyorsunuz. Zaman sayaçları bilmem kaçıncı seneyi gösteriyor. Evinizden ayrılalı tam 35 yıl olmuş. Geride bıraktığınız bütün insanlar, tanıdıklarınız sizden 35 yıl ileride bir hayat sürüyor şuanda. Siz hala genç, dinamik bir haldesiniz. Onlar ise, bir iskemlede otururken gökyüzüne bakıp sizin şuanda nerede olduğunuzu düşünüyorlar. Yaşlı, bunak, bitkin bir vaziyette.. Belki de hayatta değillerdir. Çoktan evinizin altında ki toprağa karışmışlardır. Bilemiyorsunuz.. 

 Yeni yıldız sisteminize çok az bir zaman kaldı. Angora yıldızından bir kaç ışık yılı ileride olan yeni dünyanıza bu kadar yaklaşmanın heyecanı içerisindesiniz. Yeni bir gezegen, yeni bir yıldız sistemi, yeni bir hayat, yeni arkadaşlar, yeni bir aile.. Bunları merakla beklediğiniz zamanda bir kaç ışık yılı daha geçiyor.. 


Belki de hemen rotayı değiştirip tekrar eve dönmek isteyebilirsiniz. Ya da bulunduğunuz konumda derin analizler yapıp ulaşabileceğiniz başka bir yıldız sistemi arayışına girmek isteyebilirsiniz. Çünkü şuanda ulaştığınız yeni dünyanız.. Öyle bir yer yok.. Karanlık.. Sadece karanlık.. Navigasyonunuza baktığınızda gezegeni görmektesiniz. Ancak çıplak gözle göremiyorsunuz.. Çünkü yeni bir hayat kurmak istediğiniz, insanlığın medeniyetini buraya taşımak istediğiniz o gezegen karanlığa gömülmüş bir vaziyette uzayın boşluğunda duruyor. İçerisine nasıl gireceksiniz? Önünüzde ki yönlendirme paneliyle olamaz değil mi? Sığ ve karanlık bir ormanın içerisinde kaybolmak gibi.. Bir ağaca çarpabilirsiniz. Yahut bir çalıya takılıp yere düşebilirsiniz. Çok riskli bir karar vermek zorundasınız..

38 yıl sonra yeni bir medeniyete açılan kapının hemen ağzındasınız. Ama oraya giremiyorsunuz. Bu çok acı verici bir olay. Ne yapmayı planlıyorsunuz? Tekrar uyku kapsülüne girip evinize dönecek misiniz? Hayır! Burada kendimizin icat ettiği bilimin, dibine vurmanız gerekiyor. İnsanlık ırkının nasıl bir düşünce yapısına sahip olduğunu burada kanıtlamanız gerekiyor. Paneller, kağıtlar, güncellemeler, telemetriler, navigasyon ağı vs. herşeyi, hepsini kullanacaksınız. Önünüzde, yeni bir hayata başlama yolunda büyük bir engel var ve o engeli aşmak zorundasınız. Düşünün..

Saatler sonra demir yığının içerisinde yaptığınız analizlerle topladığınız verileri bir sonuca bağladınız. Böyle bir gezegen yok! Navigasyon size yalan söyledi! Burası uzayın boşluğundan bir kesit sadece. Peki gezegenimiz nerede? Bu üzücü sonucun yanında bir de sevindirici bir veri alıyorsunuz. 8 ışık yılı ileride yaşanabilir bir gezegen daha.. Vakit kaybetmek yok.. Hemen navigasyonu ayarlayarak uyku kapsüllerinize dönüyorsunuz..

 Kilometrelerce uzaklıkta gördüğümüz bu gezegenlerin görüntüsü aslında yıllar öncesine ait olan bir görüntüdür. Uzay size her türlü hileyi ve entrikayı yapar. Size, şüpheye yer bırakmayacak şekilde bu bilgiyi verir. Ancak kendinizi o sonsuz boşluğa bırakıp, derinliklerine doğru bir gezintiye çıktığınızda, aldatıcı yüzünü görürsünüz. Uzayla savaşmalısınız. Onun tuzaklarını, hilelerini yenmelisiniz. Kendi bünyesinde sakladığı gezegenlere, sizin güvenli olacağımız bir yere ulaşana kadar mücadele etmelisiniz..


Belki de artık evinize dönmelisiniz. Sizi ilk keşifte aldatan navigasyon bunu bir kez daha tekrarlıyor. Gözlerinizi açtığınızda, tıpkı evinizin komşusu olan mars gibi kurak bir gezegenle karşılaşıyorsunuz. Ama hemen karamsarlığa düşmüyorsunuz değil mi? Bir süre sonra yaptığınız analizlerden bu gezegenin belirli yerlerinde oksijen olduğunu tespit ediyorsunuz. Bu güzel bir haber. Burayı yaşanabilir bir gezegen haline getirebilmek için elinizde güzel bir fırsat var. Bunu iyi değerlendirmelisiniz. 

  50 yılı aşkın bir süredir içerisinde hapis kaldığınız bu uzay aracından kendinizi gezegenin atmosferine girmek için dışarı atıyorsunuz. Bütün kontroller tamam. Her şey hazır. Mekiğin içerisinde yavaşça gezegene doğru süzülüyorsunuz.. Gezegene yaklaştıkça artan basınç ve yer çekimi yüzünden kontrolü kaybetseniz de güvenli bir şekilde gezenin o yanıcı atmosferinden başarıyla içeriye giriyorsunuz. O da ne! Bu gerçekten inanılmaz! Hayatınızı adadığınız bu görev belki de size şuanda başardığınızı söylüyor! Gözlerinizde ki ışıltı bir süre sonra gözyaşlarına dönüşüyor.. Uzayın aldatıcı teorisi size cesaretli olmanızı söylüyordu. Aslında düşmanınız olan uzay size bir kapı araladı. Ve siz cesaretinizi toplayarak o kapıdan içeriye, bu yeni gezegene ulaştınız. İçerisi dışarıdan göründüğü gibi değil! Ağaçlar, yeşillikler, hayvanlar, denizler, dağlar.. Her şey var. Tıpkı dünyamız gibi.. 


  1969'da Neil Armstrong'un aya ilk adım attığı anı hiç gördünüz mü? Şimdi onu siz gerçekleştiriyorsunuz. Evinizden bilmem kaç yüz ışık yılı ötede, adını dahi bilmediğiniz ıssız bir yıldız sisteminde, komşunuz marsa benzeyen aldatıcı görünümlü olan bu gezegende ilk adımı siz atacaksınız. Yer yüzüne iniş yaptığınızda aldığınız analizler bol miktarda oksijenin olduğunu söylüyor. Kaskınızı çıkartarak, mekiğin ana kapısını aralıyorsunuz. Derin bir nefes.. Tam 50 yılı aşkın bir süre zarfında alamadığınız ve özlemiyle yanıp tutuştuğunuz o koku.. Evinize hoş geldiniz.. 

 İlk adımınızı atıyorsunuz. Çok garip geliyor değil mi? Biraz esnek sanki.. Evinizin yer çekiminden biraz daha hafif. %80 falan diyebilirsiniz. Işıldayan gözlerinizle etrafa bakınıyorsunuz. Yeşil otlarla çevrili bir araziye iniş yaptınız. İleride sığ ağaçlıkları görüyorsunuz. Kafanızı hafifçe gökyüzüne kaldırdığınızda, garip cinste kuşlar görüyorsunuz ve sürekli üzerinizde uçuyorlar. Bu belki de yeni evinize hoş geldiniz mesajıdır. Biraz ileride size uzun otlakların arasında bir hayvan görüyorsunuz. Bu bir geyik! Ya da geyiğe benzeyen bir canlı. Ve ilk bağırmanız solunuzdan yükselen büyük dağların eteklerinde yankı yapıyor.. '' Başardık! ''


 Ama daha bitmedi. Yapacak çok işiniz var. Mekikten ihtiyacınız olan malzemeleri dışarıya taşıdınız. Artık gezegenin dışında, uzayın boşluğunda sizden haber bekleyen mürettebat arkadaşlarınızla iletişime geçmeniz gerekiyor. Durun bir dakika.. İletişim arızası mı ? Önünüzde duran metal yığınının ekranı size ''iletişim ağı parçalandı'' uyarısı veriyor.. Nasıl olabilir? Atmosferin yanıcı katmanından geçerken yaşadığınız kontrol kaybından dolayı olabilir mi? Onarabilir misiniz? Evet onarmanız mümkün. Ama gereken bütün ekipmanlar uzay aracınızda bulunuyor. Bu büyük bir sorumsuzluk.. Uzayı bu kadar basite almamanız gerekiyordu.. 

  Bu umutsuzluğun içerisindeyken takım arkadaşınız dışarıdan bir çığlık atıyor.. Koşarak dışarıya çıktığınızda gördüğünüz manzara ile yüzünüz bir anda soluyor... Bir varlık.. Yaklaşık 20 metre ilerinizde. Tıpkı size benziyor. Kolları, ayakları var. En önemlisi cinsiyetini seçebiliyorsunuz. Bu bir insan! Hatta bir kadın! Ama yüzünü göremiyorsunuz. Siyah renkli saçları var. Kafasını yere eğmiş bir şekilde, saçları yüzünü örtüyor. Üzerinde kıyafet var. Büyük bir endişe içerisinde yüzünü görmek için can atıyorsunuz. Bu size benzeyen varlığın nasıl bir simaya sahip olduğunu düşünüyor musunuz? Artık dayanamayıp karşınızda öylece duran varlığa sesleniyorsunuz.. ''Hey!''


 Bir süre daha öylece durduktan sonra, kafasını kaldırıyor. İnanılmaz! Bu bir kız çocuğu! Bu bir insan! Gözleri, dudakları, yanakları, kaşları, her şeyi aynı.. Yaşadığın bu olaydan sonra aklınızı kaybedecek gibi oluyorsunuz. İlk eviniz, insanlık medeniyetinin ilk durağı olan dünyanın dışında başka bir gezegende, başka bir yıldız sisteminde, bir insanın canlı örneği tam karşınızda duruyor. 

  Size doğru geliyor! O an aklınızda ne tür numaraları olduğunu düşünüyorsunuz. Size düşmanca yaklaşacağı korkusuyla yüz yüze geliyorsunuz. Attığı her adım belki de ölümünüze kalan saniyedir. Durun biraz.. Hiçte kötü niyetli bir varlık değil. Yaklaşık 3 metre ötenizde durup, öylece size bakıyor. Tebessüm ediyor. Nasıl bir heyecan olduğunu düşünüyor musunuz? Tıpkı sizin gibi, sizinle aynı duyguları yaşayabilen bir varlık karşınızda size tebessüm ediyor..

 Konuşuyor! Ama kendi dünyanızda ki hiç bir dil ile uyumlu değil. Bir şeyler konuşuyor. Siz öylece avel avel bakıyorsunuz. Anlayabiliyor musunuz? Belki de şaşkınlığınızdan dolayı konuştuğu dili çözemiyorsunuz. O sizin anlamadığını biliyor. Size eliyle solunuzda duran dağın tepesini gösteriyor. Orada bir şeyler olduğunu söylüyor galiba. Belki de oraya gitmenizi istiyor. Peki bu varlığa güveniyor musunuz? Burası.. Bu yeni dünya.. Evrende yalnız olduğunuz düşüncesi.. Uzay sizi bir kez daha haklamayı başarıyor.. 

Kur'an-ı Kerim'de 18 bin alem olarak geçen surenin bizleri düşündürdüğü söz konusudur. Bu evrende yalnız olmadığımız gerçeğiyle karşı karşıyayız. 18 bin alem kelimesi, milyarlarca galaksiye ev sahipliği yapan bu uçsuz bucaksız evrende yaşayan varlıkların olduğunu ispatlamaktadır. Belki bizler gibi yahut bizlere benzeyen varlıklar.. Bilim henüz bunu aşabilmiş değil. Teknolojimiz bu varlıkları keşfetmeye henüz elverişli değil. Ama bir gün. Bir gün mutlaka, kendimizi bu sonsuz boşluğa bırakıp, bu varlıklarla bir iletişim kuracağımıza inanıyorum... 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder