Sonsuzluğa İthafen


Her zaman inandığım ve bu inanç mücadelemden hiç vazgeçmediğim bir serüvendi sonsuzluk. Hayatımın her köşesinde, yaşadığım her anda zihnimin baş köşesinde payitahtlığını koruyan şeydi. Çünkü o sonsuzluk; beni yıllar önce bu hayata sürükleyen, beni bu hayatta bir başıma bırakan o kadındı. O benim için sonsuz bir tutkuydu. Çoğu zaman, derin düşüncelerle bakakaldığım bir ucu yırtılmış fotoğrafında yahut tozlu raflarımın arasına sıkıştırdığım kokulu mektuplarını okuduğumda her zaman bu serüvenimi harmanlandırırdım.
Geçen senenin temmuz ayının yirmi üçüydü sanırım. Kavurucu bir sıcak vardı memleketimde. O gün serinlemek için biraz sahili turlamak istedim. Gökyüzünün endamı denize vurmuşken bir yanımda da yeşilimtrak çimlerde çocuklar güle oynaya koşuşturuyordu. Bir an yürürken bakakaldığım çocuklarda ki mutluluğu görünce, imrendim. Onları kıskandım. Köşe başında ki ahşap evin solundan caddeye girdim. Hüseyin Emmi’nin dondurmacı arabası her zaman küçük tatil sitesinin önünde dururdu. Zeynep halamlarda burada oturuyordu. Daha geçen hafta sitelerinde kalıp denize karşı orta şekerli kahveyi mideme yuvarlamıştım. Oyun parkının içerisinde oynayan çocukları gördüm yine. Onlara baktıkça içimde ki mutluluk harmanlanıyor, kendini dışarı vurmak istiyordu sanki. Ama nedense bu mutluluğum kısa sürdü. Sahilin kayalık köşesinde; bir zamanlar hayatımı adadığım, gözümden bir nebze olsun koparmadığım kadın, başka ellerin sahibi olmuşçasına orada bir erkekle yan yana oturuyordu. İnanır mısınız, orada oturup ağlamak geldi içimden. Her bir teli için ayrı ayrı göz yaşı döktüğüm kadının saçları, başka bir insanın omuzlarında rüzgarla dans ediyordu şimdi. Bir an kendisine delicesine koşmak, ona sarılmak, öpüp koklamak istedim. Kendi kendime afallayıp yüzüme bir tokat yapıştırdım. Saçmalama çocuk!
Benim itfah ettiğim sonsuzluk, işte orada, oracıkta, kayalıklarda oturuyordu. Benim sonsuzluğum, bana ait olan sonsuzluk.. Bu yükü nasıl kaldıracağım diye düşünerekten yanlarına kadar geldiğimi, dizimi oturgaça vurunca anladım. Çıkan sesin olduğu yöne, arkasına döndü. Belki de saatlerce sürebilecek bir bakış olabilirdi bu. Beni gördü, irkildi. Hissettim. Falanca sahilinin falanca köşesinde falanca kayalığında yıllar sonra birbirimize öylece bakıyorduk. Yine inanır mısınız, bana tebessüm etti. O kadar içten o kadar masumca bir tebessümdü ki, düşüp bayılacak gibi oldum. Gözlerimi onun gözlerinden alamıyordum. Kısa bir süre daha bakışınca ensemde hissettiğim sıcak bir nefesle bakışlarımı o tarafa çevirdi. Bütün nefretiyle bana bakan bir genç adam. Gözlerinde kan çanağına dönüşmüş bir hal vardı. Ellerini sıkınca omuzları bir anda kabarmıştı. Anlaşılan kısa süre sonra bir tatsızlık yaşanacaktı.
“Yapma!” diye bir ses duydum. Bu uğrunda ölmenin ne denli güzellik olduğunu düşündüğüm o kadının sesiydi. Tatlı bir sarhoşluğun etkisindeymiş gibi, narin bir tonla, beni savunurmuşçasına çıkardığı bir ses. Kayalıklardan doğrulup yanımıza gelirken, rüzgârla ahenk ölçüştüren kirpiklerinin sıralı halde dizilişini dikkatle izledim. Açık kahverengi gözlerinin üzerinde ince ince, “cennetin kapısı” niteleğini taşıyormuş gibiydi.. Peki ya kaşları. Simsiyah ve yine incecikti. Gözlerine uyum sağlasın diye özenle dizilmiş haldeydi sanki.
Yanıma geldiğinde artık neredeyse kendimi kaybedecektim. Ayaklarım titremeye, kalbim hızlı hızlı çarpmaya başlamıştı. Kokusu… Derince bir nefes aldım. Evet o koku… Unutamazsın. Her zaman burun kapaklarında hissedersin.. Bir kez daha derince bir nefes.. Muazzam bir koku. Gülleri imrendirecek bir koku..
Başucumda duran gencin elinden bir anda tutuşunu, artık buradan gitmem için bir sebep olarak görüyordum. İstemsizce de olsa ufak bir tebessüm attım. Oradan uzaklaşırken, bir an arkamı dönüp bana bakıyormu diye kontrol etmek istedim. Ama cesaret edemedim. Yıllar sonra ilk defa birbirimize bu kadar yakın olmuştuk. Ve o sonsuzluğu ben başucumda hissetmiştim.
Bu sadece karşılaştığımız zamanlardan bir tanesiydi ve en olumlu en sakin olan karşılaşmaydı. Benim sonsuzluğum olarak bildiğim kadın şuanda başka ellerin sahibi. Ben hala inatçı kafamla onu beklemeye, özlemeye, sevmeye devam ediyorum.
Ben bekleyeceğim, özleyeceğim, seveceğim. Sonsuzluğa kadar. Sonsuza kadar..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder