Savaşın Ortasında Çocuk Olmak


Kendinizi bir savaşın ortasında çocukken hayal edin. Hemen başucunuza düşen bir füzeden sıçrayan şarapnel parçalarının ayağınıza isabet ettiğini. Acılar içinde, gözlerinizle en yakınınızı ararken ağlayarak yere düştüğünüzü.. Hızlı hızlı nefes alıyorsunuz. İçinize kurt gibi üşüşen korku ile baş etmeye çalışıyorsunuz. Ama nafile. Çünkü siz çocuksunuz. Aklınız, zihniniz henüz bu korkuyu yenecek idrakı keşfedemedi. Bir füze daha.. Kulağınıza şiddetin çığlıkları geliyor. Hani bilirsiniz ya o sesi. ''tınnnn''. İşte o ses. Göz kapaklarınızı aralarken toprağın savurduğu kum taneleri annenizin daha yeni aldığı o mis kokulu kıyafetinize bulaşmış. Ellerinizle üzerinizi temizleyip, kaçmak, uzaklara koşmak istiyorsunuz. Tam o esnada, bir füze daha... Savaşın ortasında çocuk olmak bu kadar zordur işte. Kendimi onların yerine koyarak nasıl bir acıya maruz kaldıklarını yüreğimde hissediyorum dostlar. 
 Birisi doktor, diğeri mühendis, öteki futbolcu olma hayaliyle yaşıyordu. Aralarında, asker olma hayaliyle yaşayanlarda vardı. Büyüdüklerinde kendi ülkelerini korumak, istikrarı sağlamak için hayal kuran minicik çocuklar vardı. Şimdi askeri olmak istedikleri o ülkeleri kendilerine kurşun yağdırmakta. Her gün binlerce bombalar atmakta. Katliamlardan, açlıktan, zulümden, işkenceden ölen çocukların sayısı her geçen gün kat ve kat artıyor. Burada kendimi ve sizi suçlayacağım.


Günümüz dünyasında petrol kaynaklarının hızla tükenişe geçtiği bir dönemdeyiz. Biz buna petrol yerine, enerji kaynakları da diyebiliriz. Yaklaşık 20 yıldır Ortadoğu'da silah sesleri duyulmadan geçirilen bir gün yaşanmamıştır. Bir yandan Yahudilerin, diğer yandan Batılıların amansız zulümlerine maruz kalmış Ortadoğu'nun mazlumları arasında en çok ihlal edilen şey, çocuk katliamıdır. Bu bölge üzerinde hak iddiası olmayan batılı devlet mensuplarının kendi kararları neticesinde yüzlerce, binlerce masum sivilin hayatını kaybettiği gerçeğini artık hepimiz biliyoruz. Atılan her bir bombanın, sıkılan her bir kurşunun baş yapıtlığını üstlenen bu devlet mensupları, akıttıkları kanların sorulacağı hesabı ikinci plana atarak, '' biz buraya terörist ile savaşmaya geldik'' cümlesini ön plana çıkartmaktadırlar. 

 Biz Müslüman bir millet olarak, yaşanan her olayda, kafirlerin kıydığı her mazlum canda kınamakla yetinmekteyiz. Bizde ki ruhani varlığın (heybetin) tekrar dirilmesini mi bekleyeceğiz? Ne vakit Aksa'ya saldırı olsa, Suriye'de sivil katliamı yaşansa, bunu televizyondan yahut sosyal medyadan görüp bir kaç günlüğüne paylaşarak zulme karşı sesimizi duyuruyoruz.

 İnsanoğlunun geldiği bu son noktada, bizler zulme bizzat dur diyemiyorsak, kusura kalınmasın bizdeki medeniyetin de gerçekten tek dişi kalmış demektir. Şuanda, bu coğrafyada ki insanların hayatları başka insanların kararları ile belirtiliyor. ''Esad, şurada şu kadar sivil katliam yaptı.'' diye okuduğumuz bir haber başlığında, hemen paylaşımlara yönelip, zulmü duyurmaya çalışıyoruz. Ama durdurmaya çalışmıyoruz. 

 Her gün canlarını dişlerine takıp kendilerini silahlardan, bombalardan korumaya çalışan masum çocukların yerine kendinizi koyun. Ne denli bir korkunun içerisinde olduklarını hayal edin. Yaşayacakları hayata, geçirecekleri güzel anılara engel olunuyor..


  Şimdi o düşen son füze ile vücudunuzda bir yanma, bir acı hissediyorsunuz. Sol elinizi kaldırdığınızda sadece baş parmağınızın kaldığını, diğer parmaklarınızın olduğu yerden oluk oluk kan aktığını görüyorsunuz. Ama ağlamıyorsunuz. Çünkü ağlayacak gücünüz dahi kalmamış bir vaziyette toprağın üzerinde yatıyorsunuz. Babanızın geçen hafta pazardan ucuz diye aldığı koyu mavi renkli kumaş pantolonun dizlerinin yırtıldığını görüyorsunuz. Amcanızın daha dün cilaladığı ayakkabılarınızdan birinin ayağınızda olmadığını.. Saçlarınız dağılmış halde. Göz kapaklarınıza, kulaklarınıza, boynunuza, her yerinize kum dolmuş. Parmaklarınızdan akan kan kıyafetinizin her bir tarafına sıçramış vaziyette. Artık o çok sevdiğiniz yakınlarınızın, onlara veda etmek için son bir kez yanınızda olmasını istiyorsunuz. Gözlerinizle etrafı kolaçan ettiğinizde toz bulutunun arasında sağa sola kaçışan insanlardan başka bir şey göremiyorsunuz. Ve sizi oracıkta yere yığan, şiddetiyle kulaklarınızı tıkamış, parçalarıyla dizlerinize saplanmış bombaların sorumlusu; son kez düğmeye basıyor.. Son bir füze daha.. O son füzenin size isabet edeceği bilinciyle orada olsaydınız ne yapardınız? Oradan kaçmak, koşmak, olabildiğince uzaklara gitmek isterdiniz. Sesini dahi duyamayacağınız ucra köşelerde bulunmak isterdiniz. Ama bilmiyorsunuz işte. Yapamıyorsunuz. Çaresiz ve güçsüz bir halde o füzenin kendinize isabet etmesini bekliyorsunuz.. 

  Ve şu kaideyi unutmayın.

''Ortadoğu'ya silah yığarak barışı getiremezsiniz.''

2 yorum:

  1. Evet İhsan kardeşim. Durum aynen yazdığınız gibi. Susmak en zoru. Minik çıkışlar yetmese de, atıyorum. Yüreğim dua ile beddua arasında sersemledi. Bu yaşıma geldim,
    böyle mutsuz ve umutsuz günler geçirmedim. Hiçbir acı vatanıma üzüldüğüm acıya benzemiyor. Oğlum beşinci kattan düşüp vefat etti ama Allah'tandır dedim. Hiç isyan etmedim, sakat kalmasın diye dua ettim. Öldüğünde başımı eğdim, sabır benliğimi sardı.
    Bu çocukların ise, çektiklerini düşündükçe içim içime sığmadı hep, sebep olanlara kahırlar diledim.
    Bana bıraktığın yorumda olduğu gibi, burası bir rüya, uyandığımızda her şey adil ve hepimiz eşit olacağız, tıpkı yaratıldığımızdaki gibi. Kötü ve zalimler kalıcı yerlerinde olmalı deyip, yeni nefeslerimize kavuşacağız inşallah.
    Bu gecelik tek yazı okudum. Düşüncene, eline sağlık. Dilerim yine uğrayabilirim. Sağlıcakla...

    YanıtlaSil
  2. Oğlunuz için Allah'tan rahmet diliyorum. Kendimizi, mensubu olduğumuz din için dertlendirmek her şeyin üzerinde bir vazifedir aslında. Bu mazlumların derdiyle dertleniyorsunuz. Bundan daha güzel bir bereket var mı? Sabırlı oluşunuzda bir nevi, dertlenmektir. İnsanları türlü türlü olaylarla, yaşantılarla imtahana çeken Rabbim, sizi de bu şekilde imtihan ediyordur, emin olun. Tekrardan baş sağlığı diliyorum. Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Kendinize iyi bakın..

    YanıtlaSil