Leydi Emma #1


Son durduğumuz istasyondan beridir hiç konuşmuyordun.Bir an gözünde canlanıp sonra kaybolan sokak lambalarının, caddenin dört bir yanını aydınlatışını seyre dalmıştın. Yarı açık camdan dışarıya, sanki hayatının bir film perdesi gibi önünden geçişini gözlerini hiç ayırmadan izliyordun. Ben ise hemen yan koltukta, boynumun ağrısına aldırış etmeden seni izliyordum. Altın gibi parlayan bukleli saçlarının, yarı açık camdan içeriye dolan rüzgârın etkisiyle, omuzlarına meltem yağmuru gibi inerken gözlerimin içi gülüyordu. Henüz 9 yaşındayken göz rahatsızlığı ile gittiğin doktorun sana verdiği siyah çerçeveli gözlük ile şık bir polar ve boğazına kadar kapanan nar kırmızısı kazağın ile büyüleyici Saint Pierre Leydi’lerini andırıyordun. Yüz hatlarının tamamını görmek için seni dürttüm. Ama aldırış etmedin. O kadar derin, o kadar dikkatli bakıyordun ki, gözlerinin bir an camdan dışarı fırlayacağını düşündüm. Bir defa daha dürttüm. Yine ses yok. Ellerimi ovuşturarak ceketimi üzerime çektim. Koltuğuma yan bir şekilde yatıp, seni izlerken uyumanın verdiği tatlılığı yüreğimde hissetmiştim.
Bilmem kaç saat geçtiğinde gözlerimi yavaşça aralamıştım. Sersemli bir halde gözlerimi ovuşturarak sana doğru baktım. Uyuyordun. Ceketimle üzerini örttüğümde, zamanının geldiğini hatırladım. Bu fırsatı da kaçırırsam, kasabaya kadar sabretmek zorunda kalacaktım. Kasabaya varmadan önce 2 durak daha vardı. Ama gözlerden ırak olmam gerektiğini biliyordum. Usulca arka cebimde ki zarfı çıkartıp dizlerinin başucunda sıkışmış çantanın içerisine nazikçe yerleştirdim. Durağa yaklaştığımızda kaptana inmem için haber verdim. Eşyalarımı alırken senin uyanmaman için dikkatli hareket ediyordum. Giderken, son bir kez daha sana bakmıştım.
“Hayır! Bunu kabullenmek zorundasın. O senin hayallerini süsleyen insan olamaz. Bunu aklından çıkarmak zorundasın!”
Trenden inince doğruca kasabaya yöneldim. Karanlık dar sokaklardan geçip sonunda istediğim yere geldim. Etrafa zayıf bir ışık saçan sokak lambasının altında mor kapılı bir evin tam önündeydim. Pencereleri demir parmaklıklar halinde, menekşe ve lavanta saksıları ile süslüydü. Kapıyı çaldım. İçeriden gelen ağır ayak seslerinin yerde ki tahta zemini gıcırdatışına uyuz olmuştum. Kapıyı 45 yaşlarında hizmetçi görünümlü bir kadın yavaşça açtı. Gözlerini bir an pörtleterek, yüzünde ki sevinci dışa yansıttı.
“Oğlum!”
“Anne! Ben geri geldim!”
***
Gözlerini hafifçe araladığında trenin son durağa yaklaşmasını bildiren zil sesini duydu. Hafifçe yerinden doğruldu. Beli defalarca kamçılanmış gibi ağrıyordu. Boynu da tutulmuştu. Kafasını hafifçe sağa çevirip beraber yolculuk yaptığı sevgilisine baktı. Ama gözleri bom boş bir koltuk gördü. Şaşırdı. Belki kaptanın yanına gitmiştir diyerek endişesini az da olsa sakinleştirdi. Tren son durağa gelip durmuştu. Yolcular sırasıyla aşağı iniyordu. Bir an gözleri dört bir yana savrulup sevgilisini arayan kızcağız kalabalık insanların dikkattini çekmişti. Bukleli saçları kafasını her çevirdiğinde şiire dökülen mısralar gibi tel tel boynuna diziliyordu. Bir müddet daha etrafa bakındı. Aradığı şeyi bulamamıştı. Dudak büzüştürerek arkasında duran oturağa geçip sessizce ağlamaya başladı. Kısa süre sonra gözlerini silmek için çantasından mendil çıkarmak istedi. Eline saf beyaz renkli bir zarf geçti. Üzerinde; “Leydi’m Emma’ya” yazıyordu. Şüpheli ve şakın bakışlar eşliğinde hızlıca zarfı açtı. İçerisinden kırmızı karton renkli el yazmalı bir mektup çıktı. Kağıdın sağ üst köşesine ataçlanmış taze gülün kokusu burun kapaklarından içeriye dolmuştu bile..
” Sevgili Leydi’m. Bunu size nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Ama artık bu gerçeği öğrenmenin zamanı geldi diye düşünüyorum. Yaklaşık bir hafta önce öğrendiğim bu acımasız gerçek yüzüne beni hüzün, perişanlık ve tarif edilemez bir pişmanlık kapladı. Aslında elimizde olmayan bir olaydı bu. Haberimiz yoktu. Seni; babamın ölen ilk eşinin kızı olduğunu öğrendiğimden beridir yüzüm bir an olsun tebessüm etmedi. Günlerce düşündüm. Biz seninle beraber olamazdık. Leydim; sen benim üvey kardeşimsin. Bunu bilme hakkında var. Bu sırrı senden saklayamazdım ki ben böyle bir insan değilim. Trene binerken nereye gittiğimiz hakkında bir fikrin yoktu. Tren, York Kasabası’nda duracak. Mektubun sonunda yazdığım adrese gitmeni istiyorum. Taylor dayım ve Caroline yengem orada yaşıyorlar. Onların yanında mutlu bir hayat sürmeni istiyorum. Eğer karşılaşacak olursak, istemeden de olsa içimde sana beslediğim sevginin tekrar harmanlanacağını ve bunu bir daha kontrol edemeyeceğimi düşündüğümden dolayı böyle bir karar aldım. Bu sırrı ikimizinde saklayacağına eminim. Sana ara ara yazacağım. Lütfen Emma; bu sır ikimizin arasında kalmalı. Çünkü; benim annem, kendisini halâ babamın ilk eşi sanıyor..
Malcom Canmore “
***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder