Leydi Emma #4


''Sonradan pişman olacağın bir oyuna dahil olma. Çünkü; oyunu kuran değil, oynayan kaybeder.''

 Kasabanın girişine yaklaştığında atının dizginlerini eline aldı. Arkasında taşıdığı süslemeli araba, parke taşlarından geçerken takı takır ses çıkarıyordu. Giriş tabelasını gördüğünde yavaşladı. Tabelanın yanında nöbetçi var mı diye kontrol etti. Kimse yoktu. Tekrardan atını kamçılayarak ilerlemeye başladı. Sığ ağaçların gölgesinden, ıssız karanlık yollardan geçti. Kasabanın kuzeyinde bulunan Wenna Rose çiftliğine kadar duraksamadan devam etti. Gece yarısı hafif rüzgârlar beraberinde yoğun bir sis bulutunu kasabanın üzerine indirmişti. Çiftliğin önüne geldiğinde, kapıda onu bekleyen bir uşak vardı. Hızlıca davranarak arabanın perdesini araladı. 

" Hoşgeldiniz Bayan Rose."
Arabadan 45 yaşlarında iri yarı, kıvırcık saçlı bir kadın aşağıya indi. Uşağın karşılamasına başını sallayarak cevap verdikten sonra, hızlıca çiftliğe yöneldiler. 

" Bir an önce torunumu görmek istiyorum. "
diyerek uşağa bir bakış attı. Uşak eliyle işaret ederek kendisine kabul salonuna kadar eşlik etti. İçeriye girdiğinde, şöminenin başucunda oturan gelinini gördü. Kucağında nur topu bir oğlan vardı. Madam Rose, yanlarına geldiğinde torununun o sevimli masum yüzünü ilk kez gördü. 

" Çok şeker bir çocuk " dediginde gelini aniden irkildi. 

" Ah. Özür dilerim kızım. Sessizce gelmiştim. Korkuttuğum için kusura bakma. "

" Evinize tekrardan hoşgeldiniz anne. "

" Teşekkür ederim. Stefan nerede? Odasında mı? "

" Çiftliğin arkasında ki haymalıkta oturuyor. Büyük ihtimalle kitap okuyordur. "
" Fazla kalmayacağım. Onu da görmeliyim. Sonrasında buradan gidiyorum. "

" Anne, gecenin bir yarısı nereye gidiyorsunuz. Burada kalın. Sabah yola çıkarsınız. "

" Olmaz kızım. Çok acil işlerim var. Londra'ya dönmem gerekiyor. "

 Gelini, saygı neticesinde başını salladı. Madam Rose, hızlı adımlarla büyük koridordan geçerek arka bahçeye açılan kapıya yöneldi. Haymalığa geldiğinde oğlu orada yoktu. Belki odasına gitmiştir diye düşünerekten, yukarı kata yöneldi. Odasına gelip kapının tokmağına vurdu. Ses yok.. Tekrar vurdu. Yine ses yok. Yavaşça kapıyı araladı. Gördüğü manzara karşısında bir çığlık atarak olduğu yere düşüp bayıldı..

  Çığlık sesine ilk koşan çiftliğin baş uşağı Gabriel'di. Odanın kapısına geldiğinde yerde, Bayan Rose ve Bay Stefan'ı gördü. Hemen diğer uşaklara bağırdı. Yatalak ve uyku sersemi içinde olan uşaklar odalarından fırlayıp hızlıca Bay Stefan'ın odasına koştular. Arkalarından zar zor yürüyerek gelen Bayan Helen'de vardı. Gabriel, Bayan Rose'nin nabzını kontrol etti. Sonra Bay Stefan'ın. Bay Stefan'ın nabzı atmıyordu. Kulağını burnuna götürüp nefes almasını kontrol etti. Nefeste almıyordu. Bir an gözleri doldu. 9 yıldır hizmetçisi olduğu bu iyi niyetli, saf kanlı efendisi yerde cansız bir şekilde yatıyordu. Bayan Helen, merdivenleri çıkarken Gabriel hızlıca davranıp önünü kesti. Bir şey olmadığını, Bayan Rose'nin bayıldığını söyledi. Kocasının ölüm haberini vermek, yeni doğum yapmış bir kadın için hiçte iyi bir şey olmazdı..

**

1 ay önce..

Sabahın ilk ışıkları kasabanın karanlık köşelerini yavaş yavaş aydınlatıyordu. Kabul salonunda hazırlanan kahvaltıya, aile fertleri iştirak etmişlerdi. O gece Madam Rose'de çiftliğe gelmişti. Oğlunun ısrarı üzerine geceyi burada geçirip, sabah kahvaltısından sonra yola çıkacaktı. Madam Rose, uşakların dışarı çıkmasını isteyerek, salonda baş başka kaldılar.

'' Oğlum, Edinburgh' de ki araziyi ne zaman satacaksın? Biliyorsun ailemiz bu aralar büyük maddi sıkıntılar içerisinde, çiftliğin giderleri kendisini aşıyor. Güneyde ki kasabada bulunan arazimizden de fazla gelir elde edemiyoruz.''

'' O arsayı satmayacağım anne. Babam vasiyetinde o arsayı bana verdi ve hiç bir şekilde satmamam için yeminimi aldı.''

''Ama oğlum..''

'' Anne! Sevgilim karımın yanında bu konuları açmaman gerektiğini daha kaç defa konuşacağız. Ağız tadı ile bir kahvaltı yapmama dahi izin vermiyorsun. Rica ediyorum.''

'' Peki o halde! Sana sevgili karınla afiyet olsun! ''

Madam Rose, aniden koltuktan kalktı ve salonun kapısını hiddetle vurarak dışarı çıktı. İçeride baş başa kalan Madam Helen ve Bay Stefan şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlardı.

'' Stefan.. Annemin bahsettiği bu araziyi bence de satmalısın diye düşünüyorum.''

'' Helen! Lütfen.. Bunun için annem seni mi zorladı yoksa? ''

'' Aaa hayır.. Sadece.. Bilmiyorum, annene hak vermelisin. Durumumuz gerçekten çok acı bir şekilde.. Ama yine de en iyisini sen bilirsin. ''

'' Daha fazla konuşmak istemiyorum. Ben odama çıkıyorum.''

Saygıyla, afiyetler dileyerek odasına yönelmişti ki, Helen'in o cümlesiyle aniden irkildi.

'' Eğer o arsa satılmazsa, sonuçları kötü olabilir..''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder