Leydi Emma #3


13 Yıl Önce, 13. yaşıma adım atmıştım. Küçük beyaz renkli fırfırlı gömleğimin üzerinde kırmızı bir deri ceket ve siyah kumaş bir pantolon ile, damat gibi görünüyordum. Annem, o gün akrabalarımızı yaş günümü kutlamak için evimize davet etti. Akşam üzerine yakınken, annemin yoğunluğunu fırsat bilerek, evden kaçmıştım. O zamanlar York kasabasında oturuyorduk. Küçük taşlı yollara ev sahipliği yapan caddeleri, ahşap döşemeli evlerin arasından süzülerek gidiyordu. Buranın insanlarına yetecek şekilde dizayn edilmiş ufak bir çarşısı vardı. Akşam karanlığının kendisini göstermeye başladığı sıralarda, hızlı adımlarla çarşının içerisinden, kuzeye giden caddeye saptım. Birazdan çift taraflı güllerin içerisinde, bir kapının içerisinden girdim. Kırmızı renkli demir bir kapının tokmağını vurdum. Bir müddet ses gelmeyince, umutsuzluğa düşmüştüm. Evde olmadıklarını düşünmeye başladım. Oysa ki bugün bana özel söz vermişti Leydi’m. Aşkımızın daha yeni yeni harmanlandığı zamanlarda onu yaş günüme davet ederek ilişkimizi güçlendirmek istiyordum. Bunu yapmak zorundaydım!
Bir süre daha devam eden sessizliğin ardından pencerenin tülünün aralandığını farkettim. Leydi’min beni görmesi ile pencereden çekilip kapıya yönelmesi bir oldu. Kapıyı yavaşça araladığında, karşıma böylesine mükemmelliğe bürünmüş bir kadını görünce, kendimi kaybedecek gibi olmuştum. Altın sarısı kısa bukleli saçları özenle örülmüş, açk kahverengi gözlerinin üzerinde ki kirpikler boylu boyunca kaşlarına kadar uzanıyordu. üzerinde ki kırmızı elbise, küçücük narin dudaklarının rengiyle örtüşüyordu. Köprücük kemiğinin bir ucunda ki gül dövmesi, görenleri hayrete düşürecek bir çekiciliğe sahipti. Nezaket açısından hafifçe dizlerimin üzerine çökerek; Leydi’me eşlik etmek istedim. Nezaketimi kabul ederek, kol kola beraberce evden ayrıldık.
Henüz çocuk yaşlarda olmamıza rağmen, aklım onun sevgisini nasıl kontrol edeceğim konusunda beni bilgilendiriyordu adeta. Ona sahip olma arzusu ile nasıl başa çıkacağım konusunda da bilgi sahibiydim. Akşam karanlığının tamamıyla üzerine çöktüğü York Kasabası’nın ucra caddelerinde kol kola yürümekteydik.
” Mösyö Malcom. Bugün beni nasıl buldunuz? ”
” Sevgili Leydi’m. Güzelliğinizin gözlerimi kamaştırdığını bilmenizi isterim.”
” Teşekkürler Mösyö. ”
” Birazdan eve geldiğimizde, annemle hiç bir şekilde muhatap olmanı istemiyorum, Leydi’m.”
”Biliyorum. Bunu ilk günden beri sürekli dile getiriyorsun. Elimden geleni yapacağım. ”
Kısa bir süre sonra Malcom’un evine vardıklarında, sohbet kesilmişti. Emma’nın yutkunuşu Malcom’un dikkatini çekmişti. Bir şey için endişelendiğini biliyordu ama sebebini bilmiyordu. Kapıyı çalıp içeriye girdiler. Neredeyse bütün akrabalar içerideydi. Evin büyük salonunda toplanmış sıralı halde oturuyorlardı. Küçük cocuklar yerlerde oynaşırken çıkardıkları sesler, aile fertlerinin sohbetlerine karışıyordu. Bir anda ortalık tamamen sessizliğe büründü. Herkes kapıda duran Leydi Emma ve Malcom Canmore’a bakıyordu. Bir kaçının yüzünde hafiften tebessüm oluştu. Ama anne tarafının fertleri hep beraber yüzlerini ekşitmişlerdi. Emma’nın gözleriyle aile fertlerini teker teker süzdü. Malcom’un annesinin yanında duran yaşlı kadının ekşimsi yüzünü görünce gözleri fal taşı gibi aralandı. Bir an kalbi duracak, yerinden fırlayacak gibi olmuştu. Gözlerinden dökülen gözyaşı rimelinin akmasına sebep oldu. Malcom bütün dikkatiyle Leydi’sine bakıyordu. Tepki vermesini, birşeyler söylemesini bekliyordu. Bir anda Leydi’si hızlıca arkasını dönüp, kapıya yöneldi. Malcom arkasından koşmaya çalıştı ama hızlıca kapanan kapının arasına eli sıkışınca içeride büyük bir çığlık koptu. Yerde kol kanat sürünen Malcom’un acı çığlıklarına bütün aile fertleri koşuşturmuştu.
Gece karanlığının sessizliğinde karanlık dar sokaklardan elleriyle elbisesini tutarak koşuyordu Emma. O kadının orada olması kendisini hayli bir yıkmıştı. Koşarken gözlerinden süzülen gözyaşları yüzünü harap etmişti. Bir an yorulduğunu hissederek, kaldırım taşlarının bir köşesine yavaşça uzandı. Sokak lambasının direğine sırtını vererek ağlamaya başladı. ”Tanrım! Neden!” Sayıklıyor, haflanıyor, ağlıyordu. Uzun süre orada oturup ağladı. Kendine geldiğinde gece yarısının başladığını belirten çan sesini duydu. Halsiz bacakları üzerinde zar zor ayağa kalktı. Yavaş yavaş yürüyerek evinin yolunu tutmuştu..
***
Sabah gözlerimi açtığımda, büyük annem başucumda nefretle bana bakıyordu. Dün gece yaşadığım o tramvanın yüzünden hala kendime gelememiştim. Yavaşça yatağımdan doğrulmaya çalıştığımda sol elimde bir anda inleme oldu. Elim beyaz bir kumaş parçası ile sarılmış haldeydi. Dün gece bayıldığımda doktor çağırtıp beni tedavi ettirmişlerdi. Her şey bir yana, büyük annem şuanda başucumda sandalyede oturmuş halde neden bana öfkeyle bakıyordu?
” Sorun ne büyük anne? ”
Büyük annem sessizliğini bir müddet daha korudu. Sanki içinden gelenleri toplayıp düzgün bir cümle kurmak istiyor gibiydi.
” O şeytan ile beraber olduğunuzu söyleme sakın bana? ”
” Büyük anne, ne diyorsun! Tabi ki de onunla beraberim. ”
” O bizim ailemizin bir lekesi. Onunla siz birlikte olamazsınız. Beni anlıyor musun? ”
” Seni anlamıyorum! Anlamakta istemiyorum! beni rahat bırak büyük anne!”
” Bak yavrucuğum. Henüz genç yaştasın. Bunu sana söylemek istemesemde..”
Bir an gözleri odanın kapısına yöneldi. Annemin bizi dinleyip dinlemediğini kontrol etmişti sanki.
” Bunu sana söylemek istemesemde, beni bu konuda mecbur bıraktın. Emma, senin üvey kardeşin. Babanın ilk eşinden doğan kız çocuğu. Aynı kandan geliyorsunuz. Beni anlıyor musun Malcom?”
Bir anda gözlerim kan çanağına dönmüştü. Karşımda bana nefretle bakan büyük annemin aniden yumaşık bir tavırla bu haberi alıştıra alıştıra söylemesi beni şüphe içinde bırakmıştı. İnanmak istemedim. Emma ve üvey kardeşim. Çok saçmaydı. Bu nasıl olabilirdi. Bir açıklama istiyordum. Böyle düpedüz dolanan bir şeye inanamazdım. Sustum ve dinlenmek istediğimi bahane ederek yorganı üzerime çektim.
Leydi Emma.. Malcom Canmore.. Üvey kardeşsizin.. Kardeşin Edward Canmore’de onunla aynı kanı paylaşıyor.. Büyük annen doğruyu söylüyor. O yalan söylemez. Senin iyiliğini düşünüyor.. Annen de öyle… Seni gittiğin hazin sonlu yoldan çekip kurtarmaya çalışıyorlar… Onlara inan… Leydi Emma; senin üvey kardeşin!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder