Leydi Emma #2

" O'ndan ayrıldın mı?"

Dalgınlıkla bakakaldığım akşam yemeğinde, karşımda annemin sesi ile aniden irkildim. Hatalımıydım? Kendimi buna inandırmak zorundaydım. ''Olan oldu, boşver gitsin'' demeliydim.

" Anne; aklıma geldikçe pişmanlık duyduğum bir hata yaptım. Bunun telafisi yok. O yüzden bu konu hakkında konuşmak istemiyorum."

" Halâ çocuk gibisin Malcom! O kız bir şeytan ve bunu hak etti. Babanın arsasından gelecek parayı ancak bu şekilde alabilirdik. Masum rolü oynamayı bırak artık!"

Suratında öfkeyle beliren bir sima vardı. Dağınık saçlarının uçları alnından aşağıya süzülüyordu. Bir hortlak gibi kaşlarını çatmış halde karşımda ki sandalyede bana bakıyordu.

" Ben... çok pişmanım. Bunu ona nasıl yaptığımı halâ anlayamıyorum. Ne diyeceğimi.. Ne yapacağımı.. bilmiyorum.. aslında.. Hepsi.. Hepsi senin suçun anne! Şeytan olan sensin! Yıllar boyunca birlikte olduğum kadını benden çaldın. Dünya için, para için onu benden kopardın! Senden nefret ediyorum!"

'' Bana bağırma deli çocuk! Zengin olacağız işte! Daha ne istiyorsun!
'' Ben zengin olmak istemiyorum. Ben Leydi'mi istiyorum anne! Ama artık ona kavuşamayacağım! Çünkü sen.. Sen herşeyi berbat ettin.''

''Kapat çeneni. Defol burdan!''

Masadan hızlıca kalktım ve sofrada bulunan kahve bardağına elimin tersiyle vurdum. Yere yuvarlanan kahve bardağının çıkarttığı sesin ardından, annemin bağrışmalarına aldırış etmeden tokmaksız tahta kapıyı hızlıca çekip dışarıya çıktım. Hava bıcak gibi keskin bir soğuğun esiri olmuş haldeydi. Her iki yanında sıralı evlerin olduğu caddede yürümeye başladım.

Leydi'm.. O mektubu sana yazmakla geri dönüşü olmayacak bir uçuruma yöneldiğimin farkındaydım. İçimde kabaran pişmanlık duygusu daha ilk günden beni öldürecek sanki. İçimde ki ses, York Kasaba'sına giden trene atlayıp onun yanına giderek bütün bunların bir şaka olduğunu söylemek istiyordum. Ama iş işten geçmişti. İnandırıcı bir dille yazdığım mektubu Emma'nın çoktan okuduğunu hissetmiştim. Leydi'm ve ben. Üvey kardeşiz. Ne kadar aptalca! Polarımı üzerime almamıştım. Bu yüzden soğuğu iliklerime kadar hissediyordum. Derin düşünceler içerisindeyken caddenin ortasında aniden durdum. Yıllar önce Leydi'mi benden çalmaya kalkışan bir çocuğun o sözleri aklıma gelince kanım dondu. Bir bıçakla kendimi ortadan ikiye kesilmiş gibi hissettim.

" İhanet, asla cezasız kalmaz!"

***
Akşam karanlığında mektubun üzerindeki adrese ağlamaklı bir halde gidiyordu. Issız caddelerden, çakıl taşlı yollardan geçti. Kendisini tek başına gören bir kaç ayyaştan kılpayı kurtulmuştu. Hızlı adımlarla bir an önce Malcom'un dayısının ve yengesinin yanına varmak istiyordu. Boylu boyunca uzanan sıralı evlerin arasında ki dar sokağa girdi. Sokak lambalarının etrafa saçtığı zayıf ışık yüzünden önünü doğru düzgün göremiyordu. Sokağın sonlarından kendisine doğru gelen birisini gördü. Aradığı adres hakkında bu adamdan bir bilgi alabilirdi belki de ?

'' Özür dilerim Mösyö. Size bir sorum olucaktı?''

'' Bu saatte burada bulunmanız sizin için tehlikeli değil mi Madam? ''

Emma, adamın yüzünü göremiyordu. Eski Fransız modasına ayak uydurmaya çalışan birisi gibiydi. Siyah kıvrımlı bir şapka, uzun kumaş bir ceket ve yakalı beyaz gömleği ile 17. yüzyıl Fransız vatandaşını andırıyordu. Leydi, siyahlı adamın sorusuna yanıt vermeden kurduğu cümleyi daha ayrıntılı bir şekilde tekrar etti.

'' Afedersiniz Mösyö. Ben buranın yabancısıyım. Taylor Canmore'nin evini arıyorum. Bana yardımcı olabilir misiniz? ''

'' Bu sokağın sonuna geldiğinizde sağ tarafa dönün. Kasabanın merkezine kadar ilerleyin. Posta binasının yanında arabacılar var. Onlara adresi belirtin. Sizi oraya götüreceklerdir.''

'' Çok teşekkür ediyorum Mösyö. İyi akşamlar.'' diyerek nezaket göstermek amacıyla hafifçe eğildi.

'' İyi akşamlar, Madam Emma.''

Emma bir kaç adım ilerlemişti ki, aniden durdu. Bir an kendisini tehlikenin ortasında kalmış piyon gibi hissetti. Yavaşça arkasını döndü. Siyahlı adamın kıvrık siyah şapkasının altından kendisine baktığını gördü. Gecenin karanlığında yüzünü göremiyordu. Ama bunların hiç birinin önemi yoktu. Adres tarifi istediği bu siyahlı ve gizemli adam adını nereden biliyordu?

'' Afedersiniz Mösyö. Adımı nereden biliyorsunuz? ''

Siyahlı adam bir eliyle şapkasını hafifçe doğrulttu. Yeni attığı sigara körezinin dumanı hala burnundan çıkıyordu. Nazikçe Madam Emma'ya eğilerek;

'' Kusurumu affediniz Madam. Güzelliğinizin yıllar geçse de değişmeyeceğini biliyordum. Sizi sokağın başında gördüğümde, ay ışıltısı gibi parlıyordunuz. Hala da öylesiniz. Size kendimi takdim etmek istiyorum. ''

Emma heyecandan bayılacak gibi olmuştu. Kendisine bu şekilde iltifatlar eden bu siyahlı adam kimdi? Bu merakına yenik düşerek adamın dudaklarından süzülen kelimeleri duyunca irkildi..

'' Ben; Edward Canmore ''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder