Emilia'dan Mektup


California Eyaleti’nde Hurwer Caddesi’nin girişinde iki katlı kahverengi ahşap evin bahçesinde, kahvem ve kitaplarım bana eşlik ediyor şuanda. Gazete küpürlerinde dizelenmiş politika, siyaset haberlerini okumaktan bunalmış bir halde, hemen sol çaprazımda duran ağacın tepesinde ki serçe yuvasına bakakalmıştım. Bu kadar can sıkıntısı çekeceğimi bilememiştim. Oysaki güne dinç ve rahat bir şekilde uyanmıştım. Yatağımdan kalktığımda odamın penceresinden içeriye doluşan Alaska rüzgarları, beni kendime getirmişti. Havanın soğukluğuna da aldırış etmiyordum. Bıçak gibi keskin olan hava öğle saatlerine doğru güneşin yakıcı sıcaklığına yenik düşmüştü. Her sabah yaptığım gibi bugün de; aşağı katta bulunan mutfaktan sıcak bir kahve yaparak, komidinin üzerinde duran kitapları ve kapı ağzına bırakılmış gazeteleri alıp bahçemde ki masama geçmiştim. Bunu her sabah tekrarlıyordum. Yeni bir roman üzerinde çalışıyorken, aniden gelen can sıkıntımın bana nelere mal olacağını nasıl bilirdim?
Sokaktan geçen araçların egzozlarından çıkan boğucu seslerin, hemen yanı başında oturduğum kavak ağaçlarının tepesinden gelen kuş seslerinin, sokağın belli başlı yerlerinden kulağıma mırıltı gibi gelen insan seslerinin dışında, beni rahatsız eden birşey yoktu. Büyük bir hevesle kaleme aldığım romanımda yeni bir sayfaya başlamışken aniden gelen can sıkıntısı beni derinden bunaltıyordu.
İki gün önce caddenin sonunda bir kavga olmuştu. Genç bir Amerikalı kız, üç erkeğin arasında kalmış hunharca dövülüyordu. Sokağın sakinleri yetişene kadar, kızcağızın yüzü kanlar içinde kalmıştı. Kızı o insan kalabalığının içerisinden çıkarıp evime buyruk etmiştim. Bir kaç sokak sakini de beraberinde eve girmiştik. O gün akşama kadar, kızla ilgilenmiştik. Nereli olduğu, neden dövüldüğü hakkında bilgiler toplamaya çalışıyorduk. Ama kızcağızın ağzını bıçak açmıyordu. Eve aldığımızdan beridir neredeyse hiç konuşmamıştı. Su, yiyecek gibi ufak ihtiyaç olduğunda sesleniyordu. Onun dışında suskunluğunu içerisine atıp hüzünlü, ara sıra ağlamaklı bir halde oturuyordu.
Akşam suları belirdiğinde, bana gidecek bir yeri olmadığını söyledi. Sokak sakinlerinden Bayan Johansen, onu evine buyruk etti. Ona gözü gibi bakacağını, her türlü ihtiyacını karşılayacağını dile getirdi. Kızcağız bir müddet daha kaldıktan sonra Bayan Johansen ile birlikte evlerine gitmişlerdi. O günün akşamı penceremden dışarıya bakakalmışken, arka kapımın tokmağına vurulmuştu. ”Bu saatte kim o?” diyerek kapıya yöneldim. Pencerenin tülünden hafifçe baktığımda siması belli olmayan kapüşonlu birisini gördüm. ”Ben Angela” diyerek seslendi. ”Bugün beni evinize buyruk ettiğiniz o kızım” Hemen kapıyı açıp kıza içeriye girmesini söyledim. Johansen’in evinin kalabalık olduğunu, çocuk gürültüsünden uyuyamadığını söyledi. Uyuması için kendisine üst katta ki yatak odasını gösterdim. O gün sabaha kadar uyuyamamıştım. Bir yandan gençlerin tekrar gelmesine karşı içimde tereddüt vardı. Diğer yandan yukarıda uyuyan kızcağızın kim olduğu, nasıl biri olduğu hakkında bilgisiz olduğum şüphesi vardı.
Dün sabah kıza, yani Angela’ya hazırladığım sabah kahvaltısını büyük bir iştâhla yemişti. Sonrasında her şey için teşekkür edip evden ayrılmıştı. Giderken bana söylediği o söz belki de şuanda içime oturan derin sıkıntının sebebi olabilirdi..
” Bu arada; sevdiğin kadın, Emilia’nın sana selamı var.”
Daha fazla dayanamadım. Eşyalarımı öylece orada bırakıp içeriye girdim. Yukarı katta yatak odama girip üzerimi değiştirdim. Biraz hava almak, eyaletin köşe uclarında gezmek için hazırladım. Aşağı indiğimde komidinin üzerinde duran turuncu bir zarf dikkatimi çekti. Büyük bir hevesle zarfı elimle kavrayıp açtım. Yıllar boyunca, beni yerden yere vuracak bir mektuptu bu. Yaşadığım yeri terk edip O’nun için buralara kadar gelmek belki de yaptığım en büyük pişmanlıktı ve bu mektup o pişmanlığımı bana tokat gibi vuruyordu..
” O kıza mektubu ben verdim. Doğrusu bunu kendisi yapmak istedi. O benim en yakın ve en samimi arkadaşım. Benim için ölüme bile gideceğini söylediğinde yüzünde bir iki yara oluşmasını hiç umursamadı bile. O her şeyi benim sana bu mektubu ulaştırmam için yaptı. Ayrıca senin nasıl bir halde olduğunu, neler yaptığını öğrenmek istiyordum. Sözün özü şu ki; beni hala sevdiğini, beklediğini biliyorum. O evde yaşadıklarımız kısa süreli de olsa seninle doyum olmaz anlarımız oldu. Birlikte yemek yaptığımız, kitap okuduğumuz zamanlarımız oldu. Gerçekten seninle her şey o kadar mükemmeldi ki.. Ama şimdi sana bu haberi kötü de olsa söylemek zorundayım. Ben evlendim…
Biliyorum senin için kabullenmesi zor olabilir ama babamın ısrarına karşı gelemezdim. Ansızın evden kaybolup gittiğimden beri beni yüreğinde hissediyorsun. Her an o sarmaşık süslemeli kapıdan içeriye gireceğimi hayal ediyorsun. Yeniden sana gelmemi, sana kavuşmamı bekliyorsun. Ama artık bunlar olmayacak. Üç gün önce evlendim. Sana davetiye göndermek istemedim. Beni o gelinliğin içerisinde görmene vicdanım el vermezdi. Her ne olursa olsun seni hala sevdiğimi bilmeni istiyorum. Sana kavuşamadan, senin yokluğunla bir ömür geçireceğim aklıma gelmezdi. Bazen imkansızı zorlamamak en doğru olan şeydir. Ve biz iki aşık kaderimize boyun eğmek zorundayız. Ben zamanla bunu kabulleneceğim. Seninde kabullenmeni istiyorum. Artık ikimizde farklı hayatların insanlarıyız. Bu dünyada olmasa da başka zamanda başka yerde mutlaka beraber olacağız. Söz veriyorum. Kendine seni mutlu edebilecek bir eş bulmanı istiyorum. Beni unutmanı ve hayatına yeni güzellikler katmanı istiyorum. Senin için dua edeceğim. Kendine iyi bak.. ”
” Emilia ”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder