Dünyayı Kasıp Kavuran Hükümdar; Cengizhan


 Bir keşiş yaşadıklarını anlatırken, onu zincire vurulmuş bir vaziyette kölelerin arasında gördü. Etrafına toplanmış yeni yetme alimlere bundan sonra ki zamanlarda neler yaşayacaklarını anlatmaya başlamıştı..

'' Bir Moğol görüyorum.. Topraklarımızı yakıp yıkan askerlerin arasından geçerek ilerliyor.. Krallığımızı yerle bir edip, hükümdarımızın kellesini yerlere yuvarlıyor.. O Moğol yakında üzerimize bir çakal gibi üşüşecek. Ona karşı çıkacağız. Onun yasalarına, kurallarına boyun eğmeyeceğiz ve bu bizim sonumuz olacak. Kaçacak delik arayacağız. Ama o bizi bulacak..  ''

  Bozkırın uçsuz bucaksız ovalarında tek başına dolaşan bir çocukken, hiç kimseye, hiç bir şeye merhameti olmayacağını aklına çoktan kazımıştı bile. Daha 10 yaşında bir çok düşman edindi. O, kimilerine göre dünya üzerinde kana susamış bir canavar olarak tanınacaktı. Kimilerine göreyse, Moğol İmparatorluğu üzerinde hakimiyetiyle kendisine düşman kesilen milletleri fethetmiş bir hükümdar olarak tanınacaktı. Peki siz, Cengizhan'ı nasıl tanımak istiyorsunuz?

 Yıl 1167.. O zamanlar Moğol takvimleri her bir yıl için ayrı bir isim koyarlardı. Bu yıl içinde, siyah kaplan adını kullanmışlardı. Bazı rivayetlerde Temuçin doğduğunda elinde kan pıhtısı olduğu söylenmektedir. Bu olay, keşişlerin '' gelecekte ün salacak bir savaşçı'' yorumunu yapmalarına vesile olmuştur.  Babası Yesügüy Han, Bozkır'da hüküm süren kabileler arasında ki ün salmış Han'lardan birisiydi. Doğumundan itibaren onunla özel olarak ilgilenerek, ölümünden sonra otağına oturmasını vasiyetine eklemiştir. Oğlu için eş seçme zamanı geldiğinde, karısını kaçırdığı Merkit Boyu'na gitmek için at bindiler. Yolda kendisine dost olan bir kabilede dinlenmek için kaldıklarında, Temuçin babasının sözünden çıkıp, eşini buradan seçmek istediğini söyledi. Oğlunun ricasını kıramadı ve isteğini yerine getirdi. Börte adında tanıştığı kızı kendisine eş olarak seçti. Fakat dönüş yolunda Yesügüy Han, bir zehirlenme vakası sonucu, oğlunun geleceğini göremeden hayata gözlerini yumdu. Kağan'ın ölümünü fırsat bilen yaveri Targutay, yanında ki bir kaç birlikle beraber bütün mallara el koydu. Kısa sürede toparlanıp, yerleşim yerinden ayrılan Targutay ve oba sakinleri, Temuçin ve ailesine düşman kesilmişlerdi. 
Artık bozkırın uçsuz bucaksız topraklarında yapayalnız bir çoban gibi, geziniyordu Temuçin. Hayalini kurduğu imparatorluktan geriye, içinde son bir umut kalmıştı. O da inandığı Tanrı'dan yardım istemekti. Bu fırsatını değerlendirmek için Altayların eteklerinde bulunan Kutsal Dağa gitti. Kış günü çektiği bu zorlu yolculuğu tamamlayamadan, eski boyuna esir düştü. Çocukluğunun çoğu zamanını esir kalarak ve esaretten kurtulup kaçarak geçirdi. Genç bir adam olduğunda artık hayalini kurduğu devletin temellerini atmak istiyordu. İlk önce yıllar önce seçtiği eşini bulmak için at bindi. Eşini aldıktan sonra, çocuklukta yaralandığı bir olayda ona yardım eden kan kardeşi Cemoka'nın yanına at sürdü.

 Bir rivayete göre; Temuçin'in karısı Börte, Merkitler tarafından kaçırılmıştır ve Merkit lideri, Börte'nin sahibi olmuştur. Bundan istifade kan kardeşinden yardım isteyen Temuçin, bir süre sonra karısını kurtarmış ve aynı zamanda Merkit boyuna son vermiştir. Kan kardeşinin hırçın ve nankör bir kişiliğe sahip olmasından hiç rahatsızlık duymuyordu. Aksine kendisi askerlerin arasında sevilen, sayılan bir kişiliğe sahipti. Bu  kişilik kendisinin, ileride büyük bir hükümdar olması yönünde Tanrı'nın bir eğitimi olduğuna inandırmıştır. Neticesinde bütün Asya milletlerini tek çatı altında toplayacak bir hükümdarın, bozkırda koyun güdüp çobanlık yapması kulağa çok komik geliyordu. Bu yüzden moğollar hiç bir zaman keşişlere inanmadılar. Keşişlerin, ''Sakın Temuçin'e karşı çıkmayın'' sözlerine gülüp geçiyorlardı. 
Temuçin kendisiyle gelmek isteyen bir kaç askeri birliği kırmayıp, onları peşine takarak kan kardeşinin yanından ayrıldı. İçerisinde Cemoka'nın yaverleride vardı. Kan kardeşi Bozkırın sıra dağlarına doğru giden Temuçin'i yamaçlarda ordusuyla yakaladı. Sayıca çok az olan Temuçin, aileleri korumak için savaş meydanında kaldı. Kan kardeşinin saldırıları sonucu bütün birliği yok edildi ve kendisi de esir alınarak köle tüccarına verildi. Temuçin, kurak çöllerden ve ıssız bozkır topraklarından geçerek Tangut Krallığı'na getirildi. Burada Krallığın üst yöneticisine yüksek bir fiyata satıldı. Hakkında söylemleri yayılan Temuçin'e gülenler, onu kilitli demir parmaklıklar ardında görünce kahkaha atıyorlardı. ''Bu zavallı çürüyen insan mı bizleri yok edecek.. hahaha ''

  Kendisiyle alay edildikçe, içindeki öfke daha da çok kabardı. 1 yılı aşkın bir süredir orada hapis kaldı. Karısının bir entrika oyunu ile kilitli olan kafesten kaçmayı başardı. Artık yıllar boyunca çektiği sefilliğin, zalimliğin hesabını sorma vakti gelmişti. Ailesi ile hasret giderip annesini gördükten sonra, artık zamanının geldiğini düşünerek, Kutsal Dağa gitti. Moğollar üzerinde tam hakimiyet sağlaması için, yasalar ve kurallar belirledi. Çok zorlu bir süreçten sonra, orduları toplamaya ve insanları bu yeni yasalar ile tanıştırmaya başladı. 
Asya'nın dört bir yanından kabileler Temuçin'in ordusuna katılıyorlardı. Her biri para ve toprak hırsı için bu fırsatı kaçırmıyorlardı. Ancak Temuçin'in askeri yasaları o kadar ağırdı ki, en ufak bir hatada hem hatalı olanlar hem de hatayı yapanların yakınları öldürülüyordu. Bu yüzden askeri yapılanmanın içerisinde kolay kolay bir isyan teşviki olmadı. Temuçin, ordusunu kısa sürede büyüterek, Moğolistan bozkırlarında kendi yasalarına karşı çıkan kan kardeşi Cemoka ile şiddetli bir cenge tutuştu. O dönemlerde Moğollar Gök Tanrı'nın kızdığını varsayarak gök gürültüsünden korkarlardı. Savaş başladığında, aniden gelen şiddetli gök gürültüleri ve yağmur Cemoka'nın ordusunun bir anda dağılmasına neden oldu. Ordunun neredeyse tamamı esir alındı. Temuçin, Cemoka'nın ordusunda ki askerleri kendi himayesine alarak daha da güçlendi. 

Takvimler 1196'yı gösteriyordu. O yılda, Temuçin bütün Moğollar'ın Kağan'ı ve Bozkırın Cengizhan'ı olmuştu. O dönemde Asya'nın en büyük 2 devleti olan Harzemşahlar ve Çin'e diz çöktürdü. Topraklarını kısa sürede, yıldırıcı savaşlarla büyüttü. Siyasi ve askeri dehası fethettiği her yerde konuşuluyordu. Asya üzerinde ki hakimiyeti ile gözü doymayan ve daha da çok hırçınlaşan Temuçin, ordusunu Bağdat'a sürdü. Oraya vardığında Bağdat'ın kütüphanelerini yerle bir etti. Bilime ışık tutacak binler kitap ateşlerin içine atılıp kül edildi. Müslüman Alemi'ne de zorbalıklar yapan Temuçin, artık bütün dünya tarafından tanılan bir Kağan olmuştu. Batılı milletler topraklarına girecek korkusuyla her türlü önlemi almaya başladılar. Onların gözünde İkinci Atilla'nın üzerlerine çullanacağı korkusuyla yıllarca ağır yasaklar altında yaşadılar. 
Temuçin toplamda 40 milyon insan öldürmüş/öldürtmüştür. Bu o dönemde dünya nüfusunun %11'i olarak belirlenmiştir. İslamiyet'e zarar verse de, oğulları kendisinden daha çok Müslüman katliamı yapmışlardır. İslam ilimlerine düşmanlıkları ile ele geçirdikleri yerlerde ki kütüphaneleri, medreseleri yakıp kül etmişlerdir. Ancak pek bilinmese de Cengizhan, Moğolistan'da ki Manastırlara hiç dokunmamıştır. Sebebi ise, henüz küçük yaşlarda esirken kendisini besleyen bir keşişe verdiği sözdür. Kendisine, ''bizleri affetmesen de olur. Sadece Manastırlara zarar verme'' demiştir. Keşişin bu sözünü tutan Cengizhan, Manastırların hiç birine zarar vermemiş ve hepsini kendi himayesinde korumaya almıştır. 

Temuçin'in hükümdarlığı döneminde Asya'da ki ticaret inanılmaz bir şekilde büyümüştür. Sınırlar ortadan kalktığı için artık halk kendi içerisinde ticarete başlamış ve kısa sürede zengin olmuşlardır. Cengizhan, ipek yolu ticaretine katkı sağlamak için bir çok han ve ticaret merkezleri yaptırmıştır. Oğullarının hükümdarlığı zamanında kısa süreli de olsa baharat yoluna da hükmetmişlerdir. Kendisi okuma yazma bilmediği takdirde, eğitime büyük katkı sağlamıştır. Moğolca dilini öğrenmeleri için bir çok eğitim kurumları yaptırmıştır. Her ne kadar katliamcı bir yapıya sahip olsa da, Asya'nın kısa sürede zenginleşerek bütün dünya milletlerinin önüne geçmesine katkısı olmuştur. 
Benim şahsi gözümde, Müslümanlar haricinde, karşısına çıkan her bir insan onun düşmanıydı. Onun yasalarına, kurallarına karşı çıkanlar en ağır biçimde cezalandırıldı. Onun himayesi altında yaşamayı kabul edenler ise, refah, huzurlu bir şekilde yaşadılar. Cengizhan 60 yaşındayken çıktığı son seferde öldü. Ancak ölümü ve beraberinde mezarı bir sır olarak toprağın altına gömüldü. Onu defnedenler ve cenazeye katılanlar (2 bin kişi olduğu söylenmektedir.) tek tek öldürüldü. Yine bir rivayete göre mezarı; Burhan Haldun Dağı'nın eteklerindedir.
Günümüz dünyasında, her 200 insandan birinin Cengizhan'ın soyundan geldiğine inanılmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder