Şu Bizim Amanoslar


Amanoslar’ın sıradağlarında, ardı arkası kesilmeyen soğukluğunda kaybolmayı hayal ediyoruz. Ucra köşelerde, kurumuş meşe odunlarından yakılan bir ateşin üzerinde fokurdayan çaydanlığın verdiği o mis kokunun içinde kaybolmayı.. Yağmurlu bir havadan sonra sığ ağaçları kendisine mesken etmiş derince uzanan ormanda mantar toplama hayalimiz var birde. Küçük meltem bulutları gökyüzünde turlarken, güneşin zaman zaman önünü kapattıkları oluyor. Ağaçların arasından geçerken yüreğimizin derinliklerine işleyen bu tabiatın vazgeçilmez kokusuyla o an orayı dünyanın yaşanabilir en güzel yeri olarak zihnimize kazıyoruz. Yonca yapraklarını incitmeden ufak patikalardan geçerek bir nehir arayışına çıkıyoruz. Hemen bir kaç mil ilerimizde söğüt ağacıyla karşılaşıyoruz. Yeşil ince yapraklarının dallarından süzülüşü, topraktan aldığı mineral ile oluşturduğu kalın gövdesi, ”Ben bu ormanın en görkemli ağacıyım” der gibi kendisine bakanları hayran bırakıyordu. Sırtımızı yaslayıp dinlenme ihtiyacımızı karşılayacak muhteşem bir yapı. Belki yüzyıllar boyunca bu sığ ormana ev sahipliği yapmış lider ağaç konumunda olabilirdi. Büyük bir uhuletle seyre daldığımız bu ağaçtan gözlerimizi yeniden nehir arayışlarına çeviriyoruz. Elbette nehri bulmamız çok uzun sürmüyor. Bir kaç dakikalık yürüyüşümüzün ardından iki yanıda dar kayalıklara ev sahipliği yapan, olabildiğine dik ve derin olan bir nehir ile karşılaşıyoruz. Yamaçların belirli yerlerinde patika yollar ve yanmış odun parçaları gözümüzden kaçmıyor. Biraz daha aşağılara, nehirin baş ucuna kadar iniyoruz. Tarif edilemeyecek derecede mükemmel ve kusursuz olan bir yapı ile göz göze geliyoruz. İndiğimiz bölgede, hemen sağımızda, birbirlerine kenetlenmiş iki çıkıntı kayanın ortasından fışkıran su ve etrafında filizlenmiş yosun parçaları bizlere tekrardan hayranlık uyandırıyor. Ne de güzel bir manzara!
01uyuzsuyu
Yolumuz üzerinde rastladığımız, görüntüsü ile kalbimize güzelliğini mırıldanan nehir yatağından sonra istikametimizi, daha da yukarılara, yamaçlardan tırmanarak ufka doğru çeviriyoruz. Yaklaşık 1 saat sonra tepelere varıyoruz. Bütün şehrin ayaklarımızın altında olduğu o anı, hafızalarımıza kazıyoruz. Renkli kır çiçeklerinin etrafında yarı yarı sendelenmiş kar taneleri, güney şeridimizden büzülmüş suratımıza çarpan Amanos rüzgarları eşliğinde ikinci ateşimizi yakıyoruz. Topladığımız mantarları bekletmeden köz haline gelen ateşte közlüyoruz. Çayın demlenmesiyle kendimize bir güzel ziyafet çekerek, oradan ayrılıyoruz.
Kiraz ağaçlarının boy gösterdiği Küşne Köyü’ne varıyoruz. Hemen ilerisin de alabalık tesisleri bulunuyor. Ortasından yamaçlar eşliğinde aşağıya doğru süzülen nehir, farklı şehirlerden kendisine turist çekmeyi başarıyor. Masa ve sandalyelerin sıralı halde dizildiği yamaçta, balık ziyafeti vermek çok hoş oluyor. Manzaranın tadına gözlerinizle bakarken bir yandan da önünüze sunulan taze alabalığının tadı birbiri ile harmanlandığında, mekandan hiç ayrılma isteğiniz gelmiyor. Buradan ilerisi hakkında pek bilgimiz olmadığı için yolumuzu tekrardan geri çeviriyoruz. Daha önce geldiğimiz ikiye ayrılan yoldan yukarı yöne doğru gidiyoruz. Bir saatlik yürüyüşümüzün ardından Uzun Yazı’ya varıyoruz. Çeşitli otları kendisine mesken tutmuş bahçelere ev sahipliği yapan Uzun Yazı’da yerleşim yeri bulunmuyor. Lakin yol kenarında bulundurduğu küçük havuzu ile manzarasının güzelliğini duyurmayı başarıyor. Hemen solumuzda yukarıya doğru çıkan büyük bir dağlık alan bulunuyor. Yırtıcı ayıların yuvası olan tepelerden şimdilik uzak duruyoruz. Tekrar dönüş yoluna geçtiğimizde Keldaz’ı unutmuyoruz. Bütün şehri yeniden ayaklarımızın altına alarak o mükemmelliği, gözlerimizin içerisinde parıldayan ışıltı ile birlikte yüreğimize gömüyoruz.
132056895
Ne güzel bir manzara ki; Rabbim herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşünerek yaratmış. Bizlerin O’nun gözünde ne kadar kıymetli ve değerli olduğumuzu tabiatın bu güzelliklerini görerek bir kez daha anladım. Güneşin yavaş yavaş bulutlar arasından süzülerek batarken, akşam vaktinin yaklaştığını hatırlıyoruz. Kendimize sığınacak bir yer bulma çabasındayız. O an hiç birimizin istemediği, aniden gelen gök gürültüsü ve ardından getirdiği sağanak yağışın hedefi oluyoruz. Koşar adımlarla tepeliklerin yeşilimtrak otlarında ilerliyoruz. Sırılsıklam bir halde, eski köylü atalarımızın torunlarından, belki de atalarımızın ta kendisi olan, iri sakallı ihtiyar bir dedemizle karşılaşıyoruz. Bizleri; tahtadan yapılmış, üstü sert muşamba ile örtülmüş, etrafında salatalık ekinleri olan küçük klübesine buyruk ediyor. İçeriye soluk soluğa doluştuğumuzda, bir an yüreğimizi ısıtan o sıcaklık ile karşılaşıyoruz. Hemen tahta duvarın köşesinde fırın tarzı sobanın harıl harıl yandığını görüyoruz. Bey babam bizlere hoşgeldin sefasını göstererek oturmamızı buyruk ettiler. Kilerimizde ki yiyeceklerden kendisine de ikram ederek hoş bir sohbetin kıvılcımını ateşlemiş oluyoruz.
” Çanakkale Harbi’nde İtalyan gavurlarını Allah Allah deresinde tuzağa düşürmüştük. Bre gavurun torunları! diye kazma, küreklerle yamaçtan aşağıya yıldırımlar gibi iniyorduk..”
Bey babamın bu hoş sohbeti ile oradan hiç ayrılasımız gelmiyor. Çanakkale Muharebesi’nde burada bulunan Kuva-i Milliyeci’lerden birisiymiş. Kızlar Çayı Köyü’nün ilk insanlarından. Hınzırı’da muhtarlık yapıp, geçimini üzüm ve salatalık satarak sağlamış. İri beyaz sakalları buruşmuş yüzü ve taranmış kısa saçları ile, 14. Yüzyıl Osmanlı Vezir’lerini andırıyordu. Bir an göz göze geldiğimizde, bütün hayatı boyunca yaşadığı olaylar gözümde canlanır gibi olmuştu. Bu bey babam gibi daha niceleri vardı. Hayatlarını dağda, bayırda, çayırda, tabiatın o muhterem güzelliği içerisinde yaşayarak geçiriyorlardı.
Saat gece yarısına yaklaşırken, üzerlerimizin kuruduğunu ve gitmeye hazır olduğumuzu söylüyoruz. Bizleri her ne kadar kalmaya ikna ettiyse de, yoğun zamanımızdan dolayı reddetmek zorunda kalıyoruz. Bey babam bizleri kapısından uğurladıktan sonra, gecenin karanlığında yamaçlardan aşağıya doğru sıralı halde iniyoruz. Yaklaşık iki saatlik bir iniş yolculuğundan sonra sığ ormanlıklardan çıkarak, kendimizi bozkır görünümü veren ovalara bırakıyoruz..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder